12.3.13

bir cinayetin psikanalizi - altını çizdim.

öncelikle şunu söylemek istiyorum ki okuyucu,
bu öncekilerden çok daha
uzun bir altını çizdim yazısı olacak.

zira bu,
öncekilerden çok başka bi kitap..

kendi görüşlerimi yazsam
sanırım kitap kadar uzun sürer.
zaten kimse de benim görüşlerime bayılmıyodu
dimi?

ama şu kadarını söyleyebilirim,
bitirdiğinde freud'a, jung'a ve dünyaya bakış açın
tamamiyle değişecek.


mutluluğun esrarlı bir yanı yoktur.
mutsuz insanlar birbirine benzer.
uzun zaman önce açılmış bazı yaralar,
gerçekleştirilmemiş bazı dilekler,
ayaklar altına aınmış gururlar onlara yapışıp kalır.
 ya da kendileri onlara yapışır. (11)


29 ağustos pazar gecesi,
kaymaktaşı kanadı'nın dışında duran biri
şok edici bir manzarayla karşılaşırdı.
içeride ince yapılı genç bir kadın,
yarı çıplak bir halde ayakta duruyor,
etrafını saran bir düzine mumun titrek ışığında
bileklerinin başının üstüne bağlandığını
ve boğazına beyaz ipekten bir erkek kravatının
kadının boğulmasına neden olacak ölçüde
sıkı bir şekilde sarıldığı görülüyordu (15)


1909'da, new york'ta küçük bir aletin kullanımı
geniş çapta yayılmaya,
insan ilişkilerinin doğasını sonsuza dek
değiştirmeye başlamıştı:
telefon! (25)


en ince notadan çalan bir keman sesi gibiydi.
kaynağı belli değildi,
aynı anda her yerden geliyor gibiydi.
giderek yükseldi, yükseldi
ve sonunda bir ulumaya dönüştü.
hizmetçi bir çığlık attı.
kızın sesi kesildiğinde, odada çıt çıkmıyordu. (32)


freud'un dehası nefes kesiciyi.
fikirlerinin doğruluğu anlaşılırsa,
insanlığı ve dünyayı değiştireceği
şüphesizdi. (35)


"gökyüzünde binalar,
toprağın altında trenler."
dedi freud sinirli bir tavırla.
"siz amerikalılar çok tuhafsınız.
cenneti dünyaya indiremiyorsunuz,
cehennemi yukarı çıkarıyorsunuz." (46)


bir gün eylül ayı başlayacaktı.
bu ayı sonsuzluk gibi
gelen bir süredir bekliyordu.. (58)
(ahh.. aynı ben..)


 "abraham" dedi freud.
"jung'a karşı düşmanlığının üstesinden gelmelisin.
hepimizi birleştirsen bile
o adam kadar etmeyiz" (78)


müfettiş kendinden emin bir tavırla
örtüyü çekip aldı.
cesedi görünce, gözleri faltaşı gibi açıldı.
detektifin şaşkınlığı haklıydı,
örtünün altından çıkan ceset
elizabeth riverford'a değil,
çüzük dişli, kırışık derili
yaşlı bir adama aitti. (100)


13 yaşındayken evde kimsenin olmadığını
sandığım bir anda hamlet'in tiradını
oynayınca, babam herşeye tanık oldu.
boğazını temizledi ve bana şöyle bağırdı,
sana ne hamlet'ten?
senden hamlet'e ne ki
onun için ağlıyorsun?! (104)


ama gerçek şu ki,
insanlar en az gerçek olana
en fazla önemi verirler... (105)


"hatırlıyorum" diye fısıldadı
kapının tokmağı dönerken.
"kimin yaptığını biliyorum." (196)


çünkü bu baylar,
katilin kravat iğnesinin
kızın boynunda bıraktığı bir iz (217)


freud'un isteri kitabını tercüme etmeye
başlamamdan hemen sonra başladı.
ne yaptığımı nerden bildiklerini çözemedim.
hiç beklemediğim zamanlarda geliyorlar.
tehdit ediliyorum.
her seferinde incilden
lanetleyici bir pasaj oluyor.
hep yahudiler, şehvet ve ateşle ilgili.
bu yüzden yahudi soykırımını bile düşünüyorum. (224)


transa girmiş gibi içeride dolaştı.
ellerini öne doğru uzatıyor
ve uçuşan külleri yakalayıp bırakıyordu (230)


yaşlı hizmetkar o gece yerinden kıpırdamadı
ama uyuyakaldı.
polis memurları da aynı şekildeydi.
dolayısıyla, kız gece yarısı
karanlığın içinde ağzına bir mendil kapatan
erkek elini ve boynundaki soğuk,
keskin bıçağı hissettiğinde
bunu kimse beklemiyordu. (256)


bazı ortamlarda,
başka zamanlarda ciddi hareket edecek adamlar
bir sahnedeki oyuncu gibi davranmaya başlar. (259)


insanlığın maddi ve manevi tüm zenginlikleri,
erkeklerin yapımıdır.
büyük şehirlerimiz, bilimimiz, sanatımız, müziğimiz,
hepsi erkekler tarafından tasarlanmış,
inşa edilmiş ve bestelenmiştir. (263)


dört ila beş yıldan sonra,
evlilik ciddi şekilde başarısız olmaya başlar.
ve ruhsal birlikteliğin büyüsü bozulur. (265)


görüşleriniz yaygın hale gelirse,
nasıl bir dünyada yaşarız dr. freud?
hayal edebiliyorum.
halkın en düşük tabakası,
uygar ahlakı küçümsemeye başlar.
zevk, en önemli şey haline gelir.
herkes disiplini reddeder.
ama disiplinsiz hayatın saygınlığı olmaz.
ayak takımı isyan eder, neden etmesinler ki?
uygarlığın kuralları ortadan kalktığında,
bu insanların istediği şey ne olacak?
yeni kurallar isteyecekler.
yeni bir manyağa boyun eğmek isteyecekler.
kan isteyecekler.
eğer tarihe bakacak olursak,
muhtemelen sizin kanınızı dr. freud. (267)


yukarıdan bakarken,
nora vücudunun hareket ettiğini görebiliyordu.
sanki acı çekiyor gibiydi.
ama canı yanmıyordu, değil mi? (268)


taslağı yakmışlar, freud'un taslağını.
ve külleri daireme bırakmışlar.
bir dahaki sefere tüm binayı yakacaklar. (280)


havada bir sorun,
bir mutsuzluk olduğunu nasıl anladığını sorsanız
size söyleyemezdi. (316)


"o gece kilitlediğinde
asansör burada mıydı yoksa aşağıda mıydı?"
"buradaydı elbete.
biraz gerizekalısın değil mi genç dostum?
ben buradayken asansör
nasıl aşağıda olabilir ki?" (318)


ses giderek arttı ve sonunda
tüm odada duyulur hale geldi.
"bu sesi tanıyorum!" dedi jung.
gözlerinde zafer parıltıları vardı.
"kendini başka bir nesneyle ifade eden
ruh içinde bir akış!
bu sese ben neden oldum!" (325)


artık özgürsün.
dostluğunu benden esirgeyebilirsin.
hoşçakal.. (330)


"hayır!" dedi müfettiş.
"hepsi benim hatam!"
"hayır, değil bay hugel" dedi ceset,
gözlerini yavaşça açarken. (334)


dünyanın en büyük kapalı tiyatrosu olan
hippodromun ön sırasına
rahatça yerleşmiş olan smith ely jelliffe,
sessizce ağlıyordu.
diğer insanların çoğu da öyle.
onları bu kadar etkileyen şey,
64 genç dalgıç kızın
beş metrelik göle girmek üzere
ciddi bir tavırla yürümesiydi.
göldeki su gerçekti.
mayoları içinde birbirinden güzel kızların,
martian kralın sirkinde sonsuza dek
oyuncu olmak ve dünyayı bir daha görmemek üzere
suya girişini izlerken,
kim gözyaşlarını tutabilirdi ki? (341)


babam asla bağırmazdı.
asla duygularını göstermezdi.
yaşadığı basit bir prensibi vardı,
asla isteyerek duygularını gösterme. (354)


önce pencereleri kontrol etmeliydik.
bir sorun olduğunu biliyorduk. (359)


dinle beni,
yukarı çıkarken tüm yol boyunca
nefes vermen gerekir.
sana bağırmanı öneririm.
ciddiyim.
nefesini bir saniye bile tutsan,
ciğerlerin balon gibi patlar. (368)


öldürülüşünün ertesi günü,
kızın eşyalarının bulunduğu bir sandığı
manhattan köprüsünün altına kim atar? (375)


ben vapurlara karşıyım.
herşeyden önce rüzgar var.
insanlar yüzüne rüzgarın vurmasından hoşlanıyorsa,
elektrikli bir fanın önünde oturabilir.
sonra bacadan çıkan dumanlar var.
ve korkunç korna.
etrafta kimse yok,
ve kornayı öyle güçlü öttürüyorlar ki
 tüm balık sürüsünü dağıtabiliyorlar. (390)


işte hamlet'in çözümü burada.
herkesin burnunun dibinde.
olmamak, görünmemek de eylem.
dolayısıyla olmak, aslında eylemsizlik.
paralize olmamasının nedeni de bu. (401)


"amerika ile ilgili şüphelerim" demişti freud,
hayatının sonlarına doğru yakın bir arkadaşına
"kesinlikle değiştirilemez." (482)




10 yorum:

  1. Freud'a sapık gözüyle bakılmasını hep yanlış bulmuşumdur. ( Oidipos kompleksi hakkında yazdıklarından dolayı)Ben düşüncelerini haklı buluyorum. İsmini duydum, ama kitabını okumadım. En kısa zaman da alacağım kitabı.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. muhakkak okumanı tavsiye ederim. freud'u haklı bulanlardansan, bu kitaptan sonra bi aman hakkını yemişler, oyy başına neler gelmiş, ah canııım moduna girmen kuvvetle muhtemel(: zaten fazlasıyla dikkat toplayıcı ve sürükleyici bi kitap. hemencik bitirirsin.

      Sil
  2. Sen baya kitabı yazmışsın :)))birde yeni formül buldum; böyle bolca altını çizdiğin kitapların "pdf"ni indirip sayfalardan copy-paste yapmak :))

    Bu arada kitap okumaya değer,not edildi :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. bak bak teknolojiye bak. yazarken bi kez daha hatırlıyorum ben, bana iyi geliyo. ama çok uzun olduğu zaman senin tekniğini uygulayayım(:

      Sil
  3. bende okumuştum o kitabı bayılmıştım hatta bu kitaptan sonra psikanaliz e çok sardığım bir dönem olmuştu farkında olmadan=)))

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. dimi yav(: insan ister istemez etrafındakilere bi bakıp şimdi bu neyin kompleksi nan diye sormuyo değil. sanki okuyana bi mini freudluk geliyo, bi her hareketi analiz etme isteği.

      Sil
  4. Bu kitabı görmüştüm, okumalıyım dedim ama almak ve okumak için fırsat bulamadım. Okuyasım geldi bak yine şimdi :)

    tidyghost.blogspot.com

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. az daha yazsaymışım tüm kitabı yazacakmışım zaten, öyle yapsam almana gerek kalmazdı(:

      Sil
  5. Aha, sen bugün benim anılarımı depreştirmekte kararlısın anladım:) Yıl 2008, sevgilim Antalya'da asker. Haftasonu izin alıcak, Side'de her zamanki yerimizde tatil yapıcaz, gitmeden Antalya'da Migros'a girdim, rafta bu kitap. gerilim, tam benlik tabi, aldık, çıktık, tarih attık içine de:) Sonunda dumur olduğum nadir kitaplardan biridir, kitap dediğin dumur etmeli zaten, gerilim konusunda kıstasım budur:)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. ayy keşke ben de kitaplarımı aldığım günlerin tarihlerini atsaydım!

      Sil

 
;