20.11.15 11 yorum

bebeği büyüme atağı geçirirken kendimi nerden atsam diye düşünen anneler, bi bakar mısın canım?


baktın mı?
kal şimdi öyle, camdan falan uzaklaş.
sana bu yazıyı büyüme atağı denen saçma sapan sabır evresinin
eninde sonunda bittiğini anlatabilmek için yazıyorum.
atlama!

önce anne adayları için kısa bi bilgi vereyim;
bebek öyle "minnoş minnoş koksun, koynuma sokup uyutayım,
minicik elleriyle yüzümü okşarken
pıtışcık burnundan nefesini duyayım" bişey değil.
hele ki atak haftalarındaki bi bebek, adeta tazmanya canavarı.

atak haftalarını cennetten dünyanın hengamesine düşen bebeğin
"nerdeyiz olm biz, sesimi duyan yok mu?!" haykırışları şeklinde özetleyebiliriz.

dış dünyaya dokunma, görme, algılama gibi fiziksel;
gülme, bıngıldama, üç kağıttan ağlama numarası yapma gibi
algısal bazı etkinlikleri öğrenme aşamasında uyum sağlarken
belli bi zorluk çekiyo bebek.
ve bunu bağırmak, zırlamak, hiç susmamak,
sesimi daha nasıl yükseltsem diye düşünmek,
uyumamak, annenin boynuna yapışıp ayrılmamak gibi belirtilerle bize sunuyo.

şöyle düşün okuyucu,
birden bire kendini havada bulup uçmaya çalışıyo olsan naparsın?
ben "ay düştüm düştüm düşücem, baksanıza bez mez yok mu açıverin"
diye bağırırım panik yapıp.
işte bebeğiniz de size aynen bu şekilde bağırıyo, ama korkarak.

ilk zamanlarda atak haftalarından haberi olmayan annelerde
genel olarak "ay bu çocuk hasta mı" en sık duyulan cümle.
hele bi de aile büyükleri etraftaysa;
"doymuyodur o kızım sen ne bilcen ilk çocuğun",
"kulağı ağrıyodur kulağı",
"sipraktin ya da dolven versene rahatça uyusun",
"hep senin yediğinden içtiğinden dikkat etmezsen bshabhudgauı"
fikirleri havada uçuşuyo.

ama aslında çok basit, daha fazla sabır, ilgi ve anne kokusuyla aşılabilecek
minik dönemlerden geçiyo oluyoruz.

ilk atak haftası 5. haftada gerçekleşiyo.
daha fazla emmek isteyen bebek, anneyi ilk aydan ek gıdaya,
mamaya falan yönlendirme gafletinde bulundurmasın.
onun tek manevi enerji kaynağı o.
huysuzluk, ağlama krizleri,
uykusuz geceler, gözleri kan çanağına dönmüş anneler,
hele bi de gamsız gamsız uyuyan babalar varsa
ilk atağınızı başarıyla geçiriyorsunuz demektir.
tebrikler!

bu atağın sonunda bebeğiniz muhtemelen agu bugu demeyi,
yarım ağız da olsa gülmeyi öğreniyo.
beril pıhıhaha diye bildiğin kahkaha atmıştı,
millet "ay gülümsedi gülümsedi bak bak" diye tepki verirken bebeklerine,
ben "tövbestağfurullah o neydi kız" diyenlerdendim.

bebeğinizin atak haftası genelde bir ya da iki gün sürmekle birlikte
bazen şartlara bağlı olarak bi haftayı bulabiliyo.

çikolata depolayın, akşamları kendinize çiçek söyleyin,
ev işleri için yorulmayın, uyuduğu anda uyumaya çalışın.
ve bunun gibi dönemlere hazırlıklı olun.

çünkü 8. hafta geliyo!
8.hafta ortası- 9. hafta ortası arasında
yine gece boyu nedeni bilinmeyen, konu komşuya uykuyu haram eden
ağlama nöbetleri geri geliyo.

yapmanız gerekenler hep aynı,
bu seferse ödülünüz aile bireylerini gördüğünde tanıyabilen bi bebek!
beril o zamana kadar benden başkasına gitmezken
ikinci atak haftası sonunda onu almaya çalışan insanlar arasından
dedesini, ananesini, babasını ve kuzenim şeydayı seçip
baya bildiğin tercih eder hale gelmişti.
bi de halam var ama o doğar doğmaz berişi benden önce aldığından
sanırım onu annesi sanıyodu.
zaten ona benden daha çok benziyo, bi de şimdi süt annesi oldu.
neyse konu bunlar değil.

üçüncü atak haftası 12. haftada geliyo.
size ödülü artık elindeki çıngırağı
kafasına düşürüp düşürüp bıngıldamayan bi bebek.
tutabiliyo!
ama siz yine de eline bişeyler vermeye çıngırak, bebek,
diş kaşıma şeysinden falan başlayın.
benim gibi lahmacun dürüp vermeyin.

dördüncü atak haftamız 19. hafta.
fakat 17 de de görülebiliyo.
bebekte yan dönmek, kalkmaya çalışmak gibi
fiziksel bazı aktiviteler oluşuyo.
ilgisini oyun halısıyla, havuç gibi zararsız materyallerle çekebilirsiniz.
elindekileri inceleyecek kıvama geldi çünkü.
bu atağın sonunda yatakta dönerek oynayacak, ce e yaptığınızda anlayıp gülecek
hatta beril gibi perdeyi tutup kendi kendine
etrafta kimse yokken bile ce e yapabilecek kıvama gelen
yalandan öksürüp baktığınızda kıkırdayan
oyuncu bi sıpanız olacak.
işte anneliğin tadını almaya şimdi başlıyosun dostum!

ama sıkı dur,
beşinci atak 26. haftada. ve sanırım en zor olanı.
artık takip etmekte zorlanıyosun fakat
bebek en az bi hafta süren bu huzursuzluk döneminden
artık bilinçli, yarım kilometre, oturmayı ve tutunup kalkmayı,
bazı oyunları, ilgisini çeken bişeyi uzun süre izlemeyi öğreniyo.
oyuncaklarını emiyo, annesine sarılmayı, öper gibi hareketler yapmayı öğreniyo.
benim için en keyiflisiydi,
beril durup dururken yanağını yüzüme dayayıp "ayy" diye miyavlarayak
bildiğin seviyodu beni.
millet "şuna bakın annesini nası seviyo" derken
"evet evet annesi benim! bakın benim! burdayım hey" diye bağırasım geliyodu.

altıncı atak 36. hafta.
genelde çocuğun kazandığı beceri emeklemek.
fakat beril emeklemedi hiç,
koltuk kenarlarına tutunup ufak ufak adım atmayı öğrendi.

yedinci atak 44, son diyebileceğimiz ataksa 52-53. haftada geliyo.
burdaki öğreniler, daha önceki gelişimine göre değişiyo.
berilto son atağını atlatıp hemen peşinden yürümeye başladı.

annelik senin için bi rutinse,
emin ol çok daha zorlanacaksın okuyucu.
tamam bebek senin için yeni bişey ve alışırken zorlanıyosun
ama bi de onu düşün.
hiç bilmediği bi dünyada, başkası tarafından konulan kurallar altında,
yeni beceriler edinmenin korkusu ve derdini anlatamamanın çaresizliğiyle
mızırdanıp duruyo.
dilini bile bilmediği bi yerde..

daha fazla sabır, merhamet, kuvvet dilemek;
daha fazla ilgi, sevgi göstermek bence köklü bi çözüm annelik konusunda.

"gündüz çalışıyorum, gece de bunun zırıltısını dinliyorum" dedi
geçen gün ağırladığım bi misafirim.
tamam yaşam şartları zor ama,
gündüz çalışmayı, gece de zıırltı dinlemeyi bırakıcaksın
ömür boyu maaşa bağlıyoruz ama bebeği bize ver deseler
napıcan söylesene dedim. cevab veremedi.
onun için yaptıklarını onun kafasına kakarak,
senin için kaç gece uykusuz kaldım kariyerimi feda ettim diyerek
ne anneliğin imtihan dolu zamanlarını atlatabiliriz,
ne mutlu bi genç elde edebiliriz getirdiğimiz noktada.

rutinden, önceki şartlarımızdan, ayaklarımızı uzatıp
kahve içtiğimiz kitap okuduğumuz keyif zamanlarımızdan,
dip köşe temiz evimizden, içine kolayca girdiğimiz 38 beden kıyafetlerimizden,
bakımlı saçlarımızdan, pırıl pırıl cildimizden vazgeçmek bizim tercihimizdi.
unutma okuyucu.
artık bunların yerine hayatta en sevdiği şeyin sen olduğu,
hayatını pırıl pırıl yapmak için çabalaman gereken bi canlı var karşında.

her canlı gibi onun da stres dönemleri var.
benim bu dönemlerde en büyük yardımcım
hep elimin altında olan bu atak haftaları tablosu oldu.
bu sayede "ay kesicem elimi kolumu"dan
"bi iki gün sonra düzene giricez" e yumuşak geçişler yapabildim.

hayatım boyunca "ay sen çok disiplinli bi anne olursun
çocuğuna yaklaşamayız bile" lafları dinledim anamdan babamdan.
ama olmadım.
olmamak inadıyla değil, doğal olarak olmadım.
farketmeden.

istemesin, ağlamasın, uslu dursun,
vaktini bilsin istiyosan
english home'da aksesuarlar yüzde elli indirimde bilgin olsun.

uyku düzeni, yeme saati,
uyku şekli bile her atakla birlikte değişiyo.

kendinden pay biç.
25-30 sene eğitilmiş halinle bu haldesin;
sence de biraz anlayışlı olup
anneliğin tadını çıkarmayı hak etmiyo musunuz ikiniz de?

öperim :*












27.10.15 17 yorum

güzel yarebbim yine bigün benim gönlüme göre verirken çek pampa

melaba okuyucu!

ankara hakkında gerek blogger olsun gerek olmasın,
ankarayla ilgili gitmişliği ya da fikir beyan etmişliği bulunan
herkesin başını şişirdikten sonra
yine hiçbirinin dediğini yapmadım.

ben dedim sabahtan çıkarım öğlene kadar evimi tutarım.
gevşek emlakçının birine denk gelmeseydik olacaktı,
sayesinde öğleden sonraya sarktı.

şimdi hiç bilmeyen birinin gözünden ankara nası bi yer,
sana önce onu anlatayım.

her kafadan farklı bi merkez noktası çıkıyo.
genjler kızılay merkezdir dostum hayat orda diyo,
çalışanlar çankaya iyidir orta noktadır az fazla olsun çankaya olsun diyo.

aile anneleri demetevler, bahçeli, emek hep aile yeridir diyo.
oralar da berile göre değil.

zira benim minnoşum günde üç kere apartman kapısından çıkmazsa,
sitede arzı endam etmezse, parktaki çocuklara selam çakmazsa
kapıya yapışıp miyavlamaktan bitap düşüyo.

semtleri üstünkörü dolaştım,
ankara hakikaten temiz bi yer.
düzenli, yeşil, bakımlı, sakin, kozmopolit fakat ürkütücü değil,
her aradığını bulabiliyosun ama karmaşanın içinde değil.
belediyenin önündeki fışkiye sağlam.
melihciğime biraz haksızlık ediyolar gibime geldi,
ama içini bilemem tabi onu angaralılar bilir.

aslında çok fazla şey istemiyodum.
site içi olsun, sitenin çevresi barzo dolu olmasın,
çocuk parkı olsun, alışverişi kolayca yapılıversin.
üstüne toplu taşımaya yakın, enverin işyerine kolayca gidebileceği,
maddi olarak çok zorlamayacak bi yer olursa
cream de la cream der parkelerini öperdim.

allah her zaman olduğu gibi yine gönlüme göre verdi.

semt olarak eryamanı tercih ettik.
ankaranın istanbul girişinde, istanbulun bahçeşehiri gibi bi uydu kent.
mini mini siteciklerden oluşuyo, gördüğümüz kadarıyla nezih, temiz, düzenli.
ankaranın keşmekeşinden sıkılanlar için
-bunu bi emlak reklamında duymuştum, ebet-
yeni bi yerleşim birimi gibi bişey.

sabah rastladığımız emlagcıcocug
-cicekgigız gibi bişeydi zira-
bizi önce eryamanın merkezi diye bildiğin dağına götürdü.
asfaltlanmamış bi yoldan çıkılan, metroya on otobüse yirmi kilometre ama
nasıl oluyosa emlakçıya göre ikisinin de dibi,
ekmek bitse buğday ekip öğütüp pişirmek markete yürümekten
daha kısa sürecek bi yer.
nemiş efendim, rezidansmış içi oo nasılmış.
yok dedim, içi isterse altın kaplama olsun bana göre değil.

bu sefer semt olcak semt, tamam tam size göre diyip
saat onda başka bi yere götürdü.
metrekare önemli dediğim için 125 net dediği
ama başka bi kiralık dairesinden brütün 117 olduğunu öğrendiğimiz,
kapıda saat 11.46'ya kadar anahtar beklediğimiz bi kabus daha yaşadık.

babama dedim baba bana kelli felli,
altında arabasıyla önümüze geçip
"beni takip edin sizi hayallerinizin evine götürecem" diyecek bi angara kurdu emlakçı lazım.

onu da bulduk.
babam herşeyi bulur.
o da herkesin hayalini kendi hayali gibi sanıyo olacak ki
kendi yaşadığı siteye götürdü.
ya çok minnoş adamdı, orası güzeldi de işte yine ekmek biterse mevzuu..
bi de göksu gölü manzaralı demişti, sadece çıkış kapısının "göks" yazan kısmını görüyodu.
ama olsun, orda olsak o sahip çıkardı bize sakat durumlarda.

çok bi yer gezmedik,
internetten şöyle bi bakınayım dedim ve empa gayrimenkul gibi,
bana kalırsa olağanüstü bi emlak şirketi ve çalışanı sadık beyle karşılaştık.
adam bilmediğin insan.
bildiğin insan desem az kalır,
öyle ilgili, öyle naif.
ev bulmayı bırak hayatımın yönünü bulmamı sağladı,
hiç kimsemiz kalmasa bile bi abi edindik başımız sıkıştığında arayabileceğimiz.

şöyle ki camlardan kiralık yazılarına bakıp arayarak emlakçılara ulaşırken genelde
"hee o ev duruyo ama başkaları da var,
şimdi bi yerdeyim ben sizi arayacağam" temalı konuşmalar dinlerken
sadık bey bize "buraları pek bilmiyoruz nası geliriz" dediğimde
kaç kontrollü ışık geçeceğimizi bile anlatarak tarif etti.

emekli askermiş, can siperane savunmuş vatanı vanda, ırakta, zahoda.
2400 karakolu avcumun içi gibi bilirim ben dedi.
öyle zordu ki, eşimi arar tayin çıktı derdim
nereye ne zaman demeden ben eve gidene kadar beş koli hazırlardı dedi.
çocuklarım 8. sınıftayken ben zahodaydım,
babam ölecek diye sınava hazırlanamadılar dedi.
ve en kötüsü ne biliyo musun,
soğuktan ellerimiz kemiklerimize kadar çatlardı, bu şekilde 18 sene doğuda görev yaptım
ve ankaraya geldiğimde sadece "kimin içinmiş.." diyebildim dedi.

gözüne baktığında ne dolu, ne bilge, ne efendi insan dersin ya.
ya da hiç bunu diyecek biriyle karşılaştın mı bilmiyorum ama
vatan evladı işte..
köpeklerine şehit diyenlerin gözüne sokulası bi hayat..

aradığım ilana gittik, beriş uyuyodu babam başını bekliyodu.
böyle arabanın dışında dikilmiş güneşe doğru
berişin yüzüne güneş gelmesin diye beklemiş.
dedim ne kadar anne yüreği bi dede.
beğendiniz mi dedi,
ben burdan sonra baktığım hiçbi yeri beğenemem baba dedim.

siteyi avmnin üstüne kurmuşlar okuyucu.
yani site yapıp altına avm koymamışlar,
adamlar bildiğin zeki çıkmış avmyi temel kabul edip üstüne site koymuş.
bina asansörüyle avmye iniyosun.
çocuk parkı, metronun dibi oluşu, enverin işyerine ulaşım kolaylığı,
evin cillop gibi olması hali, 4+1liği, sıfırlığı,
-sahiden cillop-
tam kapısına semt pazarı kuruluyo olması, site içi haddinden fazla güvenliği,
her binanın altında fitness salonu, gördüğüm her site sakininin
kucağında bebeği, tipi benim kafa yapıma uygun olması..
varsın ankaranın içinde olmasın,
bi metroya bakar dedik.
hem kaç kişiyi tanıyorum ankaranın içinde zaten..

öğleden sonra hemen tuttuk, akşama istanbula döndük.

taşınma, toplanma, yerleşme işleri de bu hızla biterse
değmeyin keyfime..

şimdi sırada bütün sülalemi ankaraya taşındırmak var,
azimliyim!
















8.10.15 30 yorum

çok yetkili ankara yerlilerine sesleniyorum!

melaba okuyucu..

ben istanbul'un beylikdüzüsüne taşra, uzak, aileme gidemiyorum derken
şu an ankara'dan ev bakıyorum.

ankara'ya taşınıyoruz
ki kendisi "ya" ekini ayırmaya değecek kadar bile özel değildir benim için aslında..

nefret ederim, zerre kadar bilmem ankarayı.
şöyle ki nereler işlektir bana göredir anlayabilmek için
"ankara english home" diye arattım,
konumlardan bakıp civardaki sitelere göz gezdiricem.

daha on dakikadan içim karardı.
tamam diyorum ev geniş, güzel, temiz.
ama arkası dağ.
bildiğin dağ, taşlı topraklı.

var mı ben sana ankara'nın bebeğini, etilerini buldum diyen?

allahın aşkına bi bilen bildirsin..





 
;