5.5.13 33 yorum

gençliğimi çürüttün kendi kıraş



yok dedim ben oynamam öyle şeyler
aman dedim vakit kaybı
yürüyün gidin lan dedim.
popüler olanda hayır yoktur dedim.

demez olaydım okuyucu!
dilim tutuleydi,
yükleye basan elim kırıleydi,
benim yüzümdeeen!

beş gündür manyaklar gibi candy crush oynuyorum.
yayında ve yapımda emeği geçen herkesin
allah müstehakını versin.
(a uzun.)

105. bölümdeyim,
başta ortadaki olmak üzere
geriye sayan tüm bombaların ağzına tüküreyim. 


üçlü dörtlü yapıcam diye işaret parmağıma kramp girdi.
topitop, bonbon, çizikli şeker diye hırslar yaptım,
beş tane şeker birleştirince
yeminle ruhu şad olan insan oldum.

hayır, bana can göndersin diye
anneme dedim sen de yükle beraber oynayalım.
arada böyle çıkarcılıklarım vardır.
ama ne oldu? bi sor ne oldu?
ona gelen çikolatalı tüm bölümleri de ben geçiyorum,
kadın çikolata sevmiyo, sema gel çoğalıyo bunlar diyo.
iki taraftan bölüm geçicem diye kasıp duruyorum.


bulaşık makinesinden çıkanları dizerken
aynı bardaklardan üç taneyi yan yana koyamaz oldum,
patlarlar diye.

sarışın küçük kızlara,
bıyıklı erkeklere tahammülümü yitirdim.
 
elimi saçıma her götürdüğümde
"o değil de jöleleri eritsek" diye sayıklıyorum.

hele markette topitop gördüğümde
alıp kasaya çat diye vurasım
sonra da nıhahaha nası da patladı diye gülesim geliyo.

ben ki burnu düşse yerden almayan,
kimseden bişey istememeye çalışan insan..
 bi can gönder allahın aşkınaaaağğ diye smsler gönderiyorum millete.
toplanıp beni akide şekerine çevirmezlerse iyi.


geçenlerde bi bölümde iki gün takılı kaldım,
millete mesajlar göndermiş mahsur kaldı demiş.
ele güne rezil etmiş beni,
öyle de ispiyoncu pislik.

uyurken gözümden geçenler ilkokulda tetris çubukları,
ortaokulda satranç taşları,
lisede sudoku rakamları,
üniversitede bitki hayvan anatomileriydi.

master yapıyorum,
gözümün önünde yalnızca şekerler uçuşuyo.
ters evrimin kanıtı değil de neyim sence okuyucu?!

14-15 yaşımdayken wow'un efsane veteranıydım,
gecenin bi vakti mesaj atar
gel toplandık derlerdi.
şimdi gece kendi kendime kalkıp
bi bölüm geçeyim geri yatayım diyorum.
teheccüd desen kalkamam,
valla amarikanın oyunu bu.

artık benim dünyam avrupa, amerika, asya diye değil
sakız köprüsü, paskalya dağları diye ayrılıyo.

yediğim yemeklere
"hmm tasty", "dddivaayn!" şeklinde tepkiler veriyorum.
benim sonum son değil.


bi gün sandalyelerimizi alıp yuvarlak oluştursak
karton bardaklarımızdan kahve içerken
sırayla konuşmaya
"merhaba, ben bir bağımlıyım çünkü" diye başlasak
kurtulur muyuz?!




4.5.13 6 yorum

altını çizdim - güneşin oğlu


hastayken yapılacak en iyi iş
pek tabii ki film izlemektir.
ben de bugün kendime ahhh muhsin ünlü'nün filmlerini seçtim.
her birini en az üçer kez izlemiş olmama rağmen
güneşin oğlu'yla başladım.

tamam, mantıksız bi film.
ama hepimi at kafasındayız;
neyin mantığını arıyoruz allasen?

polis filminden sonra özgü namal&haluk bilginer ikilisi
burda pek eğreti gelmişlerdi.
ama kara sevda'ya da yine pek mutlu oldum (:
ahmet kural'ı da sütoğlan haliyle bi kez daha görmüş bulundum,
hak geçmesin diye kensine bi kezban fotomu göndereyim.
altını çizdim..


insanların apartmanlarda üst üste yaşaması,
bisikletin sadece iki tekerleğin üstünde gidebilmesi,
uçakların havalanması değil ama belki, durması.
mucizelerin en büyüğü de yaşlanmak.
o uzun çizginin ortasında durup
iki tarafa da uzun uzun bakabilmek..
ister yaşama bak, ister ölüme.


kalplerimiz o kadar hayal kırıklığıyla doludur ki,
her zaman yeniden başlamayı hak ettiğimizi düşünürüz.


yaşlılığın en güzel kısmı budur,
58 yıldır herşey aynıdır.
58 yıldır güneş her zaman aynı taraftan doğar.


-senin hiç hayal gücün yok mu?!
+senle evlenmeden önce vardı fikriciğim.
ama evlendikten sonra hayal gücümün yerini
dayanma gücüm aldı...


oysa benim gibi duygu yüklü bi sairin
dolma kalemle yazmasını beklerdiniz..


ne kadar afili bir sözcük değil mi; keder..


(kendini göstererek)
bu herif dövüyo mu seni cahide?


o sorun çıkarırsa ben sorun çıkarırım,
ben sorun çıkarırsam büyük sorun çıkar.


hayatın boyunca gözün yükseklerdeydi senin!
hep güneşe bakardın!
en sevdiğin şarkıcı kimdi senin? zeki.
gördün mü? sanat güneşi!


mahallede herkes sizi en az bi kez öldürdü,
bi tek ben öldürmedim.
şansımı bi de ben denemek istiyorum,
müsaade ederseniz kafanıza sıkabilir miyim?


-bizim şu anda yaşadıklarımızı eski mısırlılar da biliyodu.
+hah! ben de ne eksik ne eksik diyodum.


-bu sefer kararları ben vericem!
+işte bi insanın düşebileceği en büyük hata..


başka insanların hayatlarının senin için önemi yoktur,
onlar sen varsın diye vardır; sen daha iyi yaşa diye.
bu yalan zamanla o kadar büyür ki, kendin bile inanırsın.


hayatta duyduğum en büyük yalan,
gerçeğin görece olduğu yalanı.
neymiş efendim gerçek güya kişiden kişiye değişirmiş.
halbuki mühim olan nasıl algıladığınız değil
neyi algıladığınız.

bi insanı aptal olarak gördüğünüz için
aptal olduğunu düşündüğünüz anda,
gırtlağınıza kadar kibre batmışsınızdır.
bunu nerden mi biliyorum?
ben o adamım.
aptal falan da değilim, sadece sizin kadar
hızlı düşünemiyorum.


bi gün bi şölene davet edilirsin,
oraya vardığında bakarsın ki
yemek listesinde adın yazılı..


yaşadığınız en iyi yemeği düşünün,
izlediğiniz en iyi maçı.
eğer hala devam etselerdi,
en iyi değil en sıkıcı olacaklardı.
hayat da böyle işte, bi yerde bitmesi lazım..



edit: yayınladıktan sonra baktım da,
afiş pek yakışıklı durmuş.


4 yorum

bugün birilerinin şemsiyesi olsak..

birilerini kötü sözlerden,
olumsuz davranışlardan,
hayatındaki zorluklardan korusak..

korur gibi, kollar gibi, kanatlarımızın altına alır gibi
 bütün kötü bakışlara
"ne var olm ne bakıyosun" diyecek gibi,
her kötü söze
ne dedin sen?! çat! efekti verebilecek gibi.

cesaret versek, yolunu aydınlatsak,
üstündeki kara bulutların etkisinden sıyırsak.

bugün birilerinin şemsiyesi olsak,
onlara dünyanın en sevimli gününü yaşatsak,
etrafındaki tüm anormalliklerden korusak..

ya da sadece kendi olumsuzluğumuzdan..





 
;