izle etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
izle etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
27.8.15 5 yorum

meryem.



bugünün filmi meryem.

at yapım, zeynep çamcı.
gördüğümde asla atlayamayacağım iki unsur.
önce kamera arkasını izlemiştim ben.
yosunlardan huylanıp minnoş minnoş ağlayan
zeynep çamcıyı görünce aman yarebbim dedim
bu nası bi kedi yavrusu insan!
yerim seni karaboncuk!

üstüne ismail hacıoğlu var, zerrin sümer var.
harika çekimler, arka plandan geçen türk sineması müzikleri,
negzel bi yerde yaşıyoruz dedirten manzaralar,
sahipsizlik, sen arama ben ararım,
biz anamızdan böyle gördük, kadının kadına yaptığı,
dicem tabi ki..

ve diyo ki;
"bulcakmış bi hal çaresini.
bok bulur.
sanki bulduğunun kıymetini bildi de."

inşallah ikincisi çekilir!




23.5.14 4 yorum

altını çizdim - uzun hikaye

 geçen haftasonu evde öyle yalnız başıma oturup
"ee bu uzuun  tatili oturmaktan başka
neyle değerlendirsem?" diye juniora sorup
tekmeden başka cevap alamayınca
(yazar burda kocasına sitem ediyor)
sarıldım tivibuya.

bi koca kupa kahve,
bi battaniye, bi film.
huop! gelsin evlenmeden önceki ev hali!

olm çok kolaymış nan.
neyse detaylara girmek istemiyorum.

türk sineması severim ben.
şimdi entellik gibi olmasın, ki değilimdir sahiden
bi masumiyet olsun bi kader olsun
bi teyzem olsun,
en eskiden en yeniye çok favorim vardır.
senelerce şampuandan korktum ben ahhh belinda yüzünden.

popüler olmasına rağmen
çağan'dan da demirkubuz'dan da vazgeçmedim mesela.
-bak samimiyete bak isimle seslenmeler falan-
he son zamanlarda çok bozdular,
o da ayrı. işte bana bi danışsalar..

ama aşklı meşkli yeni kuşak filmden hiç hoşlanmam.
ne varsa eskilerde var,
masumiyet içermeyen film mi olur hiç okuyucu?

ne izleyeyim diye düşünürken bi tereddüt ettim ama
uzun hikaye de tam böyle çıktı,
çok masum bi film.

enver de böyle bi baba olsun istedim.
benim de çook uzun bi hikayem olsun.
zenginde olmayan keyif bizde olsun,
hak hukukla değil vicdanla aransın..

üzüldüm, korktum.
son zamanlarda televizyona hep gözü yaşlı baktığımdan olsa gerek
gözümün kenarında yaşla,
dudağımda buruk bi gülümsemeyle izledim.
imrendim çok.

hakkını arayanın hep zora koşulmasına bi kez daha sinirlendim.
doğru söyleyenin dokuz köyden kovulmasına..
ama sonunda yüzünün gülmesine
çok mutlu oldum, çok..

altını çizdim. 

şuraya bi saka kuşumuz olsa, bi de küpe çiçeğimiz..

babamın bi huyu vardı,
haksızlığa gelemezdi.

 bozuk o daktilo. l harfi basmıyo.
gerçi böyle daha iyi, l olmayınca
sosyalist yazamazsın, solcu yazamazsın,
lenin yazamazsın.
hadi l'ye denk getirmeden yazdın diyelim,
adını nasıl yazacaksın ali efendi?

onların sevgisi, birbirlerinin onurlarını
kırmamak üzerine kuruluydu.
 
 eğer uslu durursa herşeyi yoluna gireceği söylenerek
büyütülen çocukların
hayatı boyunca kaybettiklerini, ilk kez o gün anlamıştım.

gitme vakti geldiğinde toplanması en zor olan şey
dağılan kalbimin o kasabanın her bir yanına savrulan parçaları olurdu.

kalem kelamın dik duran hali olduğundan,
daha da çok acıtır.

kitapların da bir kaderi var..

gelmiyorum demesine bakma, onu da al git.

demiştim,
kaderin yayı kuruludur.





19.1.14 4 yorum

bahar mı gelmiiiş?!

buongiorno principessa!

kuş sesi duydum!
hayır evde kuş var da dışarı kuşu.
sokak kuşu yani.
hava çok güzel okuyucu.

böyle kendimi dağa bayıra atasım,
bi deli dana gibi yürüyesim var. 

ben baharı şimdiden getirdim.
camı pencereyi açtık oh mis.

şimdi ben baharı getirdim ya,
murphy kesin yağmur yağdırır.
adamın bana garezi var.

neyse, gidip ponti en sevdiğin filmi izle dediği için
mr.nobody'yi izlemeliyim.

pampam pam pam pam pam pam pam
pam pam pam pam paaa
mistır sendmııııın
brin mi e driiym
pampampam paam





16.1.14 12 yorum

gitsemgidememkalsamkalamamsevsemsevemem..

g'nayt okuyucu!
naber?

ben avmde yemek katını altı kere turlayan adam gibiyim.

hastayken çok kararsız oluyorum.
du bi yemek yiyim ölmeden diyorum,
yemeği doldurup tencereye geri boşaltıyorum.

kalk doktora gidelim diyesim geliyo envere,
sonra kendime yat yat diyorum.

pink'in bi sarışın halini beğeniyorum, bi pembe.

diskavıri çenıl açıyorum,
üç saniye sonra bakıyorum ferdi tayfur'dan yuvasız kuşlar'ı izlemeye başlamışım.

hastayken elime kitapların birini alıp birini bırakıyorum.
kütüphanenin artık bi "yarım bıraktım ama bi sor niye bıraktım" rafı var.

sanki verdiğim her karar beni yoracak,
damlacık enerjimi de akıtıp götürücek.

hayır kararsızlık beyin hücrelerini öldürüyomuş,
allam sanki çok var olanların hepsi tam kapasite çalışıyomuş gibi
bu tam da ihtiyacım olan şey bebeyim!

biri bana "farketmez" yazan bi pankart versin,
herşeye kaldırayım istiyorum.

biri için kötü bişey istiyosan
"inşallah kararsız kalırsın" diye beddua et okuyucu,
yeminle daha can sıkıcı bi durum yok.

aslında var bi kaç bişey daha ama
hangisi en can sıkıcı karar veremedim.

çok mu kararsızım?
değil miyim?


konuyla alakalı mükkemmer bi şarkı da benden sana gelsin


ehehe ne tipsiniz nan (:






8.1.14 26 yorum

misafir ol gel banaaağ



g'nayt okuyucu!

nasılsın?

bi kere de gir bi yorum yaz allasen,
gnayt semmma, nasılsın de,
bi kere de sen sorsan ne olurduuğ?!

ben bi manyadım.

şimdi sayın pia_set'in de bu konuda çok doğru noktalara parmak bastığı,
pek münasip tespitlerde bulunduğu gibi
evde durmaya alışkın değildim.
ben de hasta olup yorgan döşek yatınca,
perde bile benden daha çok dışarı çıkınca yapacak bişey bulamadım
paso misafir ağırladım.

hangi hatun kişi ki
evlendiğinin ilk haftasında bi akşam
tanımadığı yirmi kişiyi davet eder evine?

yani çevreye falan da ihtiyacım yok,
gelsin tanışsınlar değil derdim.
ben sabahtan akşama kadar hazırlık yapayım,
sonra onları birileri yesin.
zira ben hepsini yiyemem, azcığını bile yiyemem.

iki aylık evliliğimde
dört kahvaltı, bi büyük enver topluluğu, üç akşam yemeği,
iki yatılı misafir, bilmem kaç çay misafiri topladım.
az daha uğraşsam bütün bonusları bana vericeklerdi,
en di oskar gooz tu semmmaydı ama
başkasının daha çok ihtiyacı vardır dedim 
başım dik, burnum havada, sağ avcumun içiyle ittim ödülü.
arada böyle mütevazılıklarım vardır.
(yaptın dimi hareketi :)

dün de her zaman olduğu gibi
allam nolur bana vakit geçirmenin bi yolunu göster diye zırlarken
anamı halamı akrabayı kahvaltıya çağırayım 
oh la la hayat mutfakta çogüzel tribine girdim.
mutfaktan çıktığımda on öküz girse doyar çıkar
artanıyla kurtlar kuşlar ziyafet çeker durumundaydı.

geldiler, yedik içtik peşinden bi daha yedik içtik
peşinden bi daha bi daha derken
baktım tepsiler hala dolu.
-hayır tatlım, ölçülü yiyoruz biz-

iki buçuk saat "eniştem de gelsin çocukları alıp" diye yalvarmanın,
amcamı bi yandan "yengem gelmek istiyomuş"
yengemi bi yandan "amcam sizi getircekmiş akşam" diye aramamın,
anneme "baam gelcek dimi? gelcek dimi? gelcek dimi?" diye sormamın
hiç bi faydası olmadı okuyucu..
zalımsın ailem!

onlar gittiğinde ben
orta sehpa büyüklüğünde bir tepsi dolusu turta,
iki tepsi börek, enverin ağzına bile sürmeyeceği zeytinli açmalar
(azmı cezmi kasteyledim enver! yicesin!)
bi tencere dolma ve kafam büyüklüğünde oldukları için
benle sohbet etmelerini umduğum kurabiyelerle başbaşa kaldım.

neyse ki enver vardı,
enverle on yıldan fazladan beri tanıdığımız arkadaşlarımız vardı,
(bkz: dan ekinin fazla kullanımından kaynaklanan
 beyin sarsıntısı)
neyse ki evli değillerdi ve envere "adam topla" diye mesaj atmam yeterliydi.

an itibariyle tepsiler tabaklara dolup servis yapılmakta,
çay üstüne çay demlenmekte,
tarafımca kestane çizme rekoru kırılmakta.

yüzümde kocaman bi gülümseme.
dersin ki keyt midıltın kadar zarif, 
aynştayn kadar zeki,
bilgeyts kadar zengin olcaksın demiş bana biri.
öyle de bi şapşal mutluluk.

bi gün de siz toplanıp gelseniz,
size minnak minnak cupcakeler yapsam ben,
nasıl olur?

hayır bu aralar çağıracak kimse kalmadı,
ne olur ki gelseniz?

bu arada söylemek istediğim bişey var,
keen dinialll gel
gömmm leğini kazaklarınıı kitaplarını alll gelll
dınınını
(bkz: çevreye verilebilen azami rahatsızlık miktarı)

tamam, nazan'dan dinle sen.





19.12.13 8 yorum

gölgesizler - altını çizdim. allaam! neden bir ümit ünal, neden bir hasanım ali değilim?!


yazarlarda iki isimli olmanın
başarıya bi etkisi olduğunu düşünüyorum okuyucu.

zira bana kalırsa hasan ali toptaş
ve ihsan oktay anar türk edebiyatının en dev iki ismidir.

ikisinin de bir kelimesini okuyabilmek için
hayatımdaki en önemli işleri bi kenara bırakabilirim.

sinemada tim burton neyse, edebiyatta hasanım ali odur.
zira ikisinin de en aklımda kalan cümlesi "kar, neden yağar?"
adamlar evrensel bebeğim.

(bkz: edward scissorhands)(bkz: gölgesizler)

yeri gelmişken burdan iletişim yayınlarına sesleniyorum,
allasen heba etmeyin bu adamın yazdıklarını.
adam gibi basın, kör etmeyin bizi bi tarafı düzgün bi tarafı flu kitaplarla.

dün akşam ütü yaparken kütüphaneye bakıp dertlendim.
dedim bir tess gerritsen rafım var, bir grange rafım var,
bir tolkien rafım var, neden bi hasan ali rafım yok?

raf derken kitaplarının yan yana dizilmiş olmasından bahsetmiyorum okuyucu,
aynı yayınevinden aynı şekilde basılmış, tek tip kitapları kastediyorum.
mesela doğan kitaptan çıkmış ahmet ümit kitapları gibi;
siyah, uzun, altında turuncu dk baskısı olan,
dizdin mi böööyle inci gibi..

manyak mıysam neysem artık başladım
iletişim yayınlarının hasan ali kitaplarının fiyatlarını
envai çeşit siteden hesaplamaya.
okuoku, kitapsihirbazı, d&r derken
yok dedim şimdi ihtiyacın yok sema.
sonra o, sırf bunun için bi para biriktir sen.

bu işin zararlısı yine enver oldu.
dönüp "hasan ali toptaş'ı biliyon mu sen?"
"lynch gibi böyle, rüya mı gerçek mi hiç anlamıyosun"
"ondan sonra bi keresinde.."

haklı olarak anlam veremediği bakışların ardından
asıl amacım geldi,
"gölgesizler'i izledin miydi sen?!"

enver ki benim bugüne kadar önerdiğim her filmle dalga geçmiş,
mükemmel sinema izleyicisi kimliğimi hiç görememiştir.
işte arada böyle cesaretliliklerim var..

dün televizyon izlerken
"maç bitsin gölgesizleri izleyelim miiğ?" çıktı ağzımdan.
yaşasın televizya!

izledik.
benim için ellinci kez olabilirdi,
insanlık için küçük bi adım da olabilirdi
ama enver için çook büyük bi adımdı.

adam bir kere bile alay etmedi!
artık nasıl bir saygıyla bahsettiysem, çekindi mi ne yaptı bilmiyorum.
ya da susayım da bi an önce bitsin mi dedi..

he?
öyle mi dedin enver?

baya bildiğin sonuna kadar izlettim
arada bi "allaşkına sonu çok mu saçma" falan dedi ama
olur o kadar.

film içinde ertan saban ve ahmet mümtaz taylan'ı aynı anda bulundurması sebebiyle
benden zaten 10 üstünden 17 falan almış durumda.

tek falsosu köy imamını kötü göstermesi,
olmasaydı keşke hasancım alicim..

yönetmeni ümit ünal ise türk metafiziğinin kralı.
teyzem (ki çocukluğumun psikolojik sarsıntısıdır),
anlat istanbul, nar, dokuz,
mazhar alanson'lu arkadaşım şeytan, ses..
kaptan feza hariç hepsi şaheser,
üçer kez izlenmelik filmler.

bi de sen izle derim.

altını çizdim..
(tez vakitte kitabın altını da çizicem)



herkes hem burada olmak istiyo,
hem çok uzakta..


-hiç iz yok.
-her şey bir iz bırakır.


sen köyün en güzeliydin, ben en yakışıklısı.
kimin aklına gelirdi ki bizden bir hilkat garibesi çıksın?


ufukta ayna yüklü kuşlar vardı.
biliyordum,
onlara ulaşsam kendimi bulacaktım. 


cephede ölen hamdi hamdiyse,
burda ölen kimdi? 


çaresizlik gözünü kör etmiş senin...


kar, neden yağar, kar?


kaçırdın diyolar.
ben kızı kurtardım ama..


nihayet "gel lan sen ne istiyosun" dediler.






30.9.13 7 yorum

rufus..

bu adam dünya üzerinde bildiğim tüm müzisyenlerden
daha başka şekilde müziğiyle bütünleşen bi adam.

sanki piyanosu veya sesi olmasa 
bi köşede dilencilik yapacak, sakat kalacak falan.
hayatta yapacak başka hiç birşeyi olmayacak.

ayrıca şu anda beni sakinleştirebilen tek ses.
huzurlu bi kere. gözümü kapatıp dinlediğimde o kadar sade ki.
gürültüsüz, gerginlikten uzak.

biri kulağıma böyle fısıldasa hiç derdim kalmaz dedirten.
sükunetin yavaş yavaş ruhuma girmesi gibi.


 ne istiyorum biliyo musun?
tanıdığım kimsenin olmadığı bi yerde,
ama çok güvenli bi yerde
çocukken olduğu gibi beyaz çarşafların altında uyumaya çalışayım.
dışarda yağmur yağsın.
across the universe geçsin kulağımdan,
nothing's gonna change my world desin.


sakin sakin uyanayım
iş olmasın okul olmasın dert tasa olmasın
etrafımda kıymet bilmeyen kimse olmasın
o sırada everybody knows çalsın..


it's not very smart
tends to make one part
so brokenhearted desin sonra.
bi tarafını kalbi kırık bırakmak akıllıca değil desin..
insanlar anlasın bunu


oooo jerusaleeeeem diye bağırayım neşeli neşeli.
en sevdiğim gelsin son olarak;
the one you love


çok şey istiyorum dimi okuyucu?
bi an bana da öyle geldi..




14.8.13 10 yorum

altını çizdim - atlı karınca





geçenlerde birinin
" atlı karınca'yı izledim, mert fırat'tan nefret ettim be"
demesi üzerine du bakıyım dedim
izleyince ben de nefret eder miyim,
başka dilde aşk'tan sonra oluşan hayranlığım azalır mı..
zira ergen psikolojisine girmek istemem,
arada böyle olgunluklarım vardır.

sonra söylemek istediğim bişey var,
kurban besmeleyle değil tekbirle kesilir.
yüz yıl öncesinin filmlerini yaparken
duvar kağıtlarının desenine dikkat ediyonuz da
böyle şeylere niye etmiyonuz?
cık cık. olmuyo filimciler.

kıskanmak'la nefret ettiğim, böyle bitmesin'le hastası olduğum
nergis öztürk'e rastlamak ruhumu şad etti, yüzümü güldürdü, gözlerimi kıstırıp
ekrana öpücük attırdı :*

bir insanlık örneği sahnesi vardı ki..
sırf kensi için birazdan da yeraltı'nı izleyezaum.

filme gelirsek,
ilk başta "ne ki bu filmin olayı" diyosun,
öyle durgun, sıradan bi aile filmi.
hatta o kadar durgun ki, arada bi mabel molası verip
on şarkı falan dinledim.

sonra sıradan dediğine pişman oluyosun,
sıradan ailelerin böyle olma olasılığı seni korkutuyo.

midene bi yumruk, suratına bi tokat,
beynine milyonlarca düşünce hücum ediyo.

kusmak, ağlamak, filmi beyninden,
filmdeki gibi karakterleri dünyadan çıkarmak istiyosun.

ve sahiden mert fırat'ın canlandırdığı karakterden
nefret ediyosun.

bi röportajında öyle güzel bişey söylüyo ki filmle ilgili;
"biz sadece şuna dikkat ettik;
ensestlle ilgili film çekerken, ensestin bir parçası olmamaya.
daha önce çekilen filmleri izledik,
orada meselenin anlatım şekli ister istemez
çocukların bir cinsel cazibe odağı şeklinde ortaya çıkmasını sağlıyordu.
biz kendi filmimizde böyle olmamasına dikkat ettik.
biz sadece bu süreci anlatmak
ve çocuğu da arzu nesnesi yapmamak istedik."

gişe için, para için, şöhret için değil
"iyi bişeyler yapabilmek için" çekilmiş bi film..

bence vurucu sahne 71.48'de geldi.

vay ne cümleymiş diye değil, sana fikir versin diye
altını çizdim.
zaten sözlerle değil, mimiklerle, imalarla,
bakışlarla anlatılmış herşey..



+aç bakalım hediyeni, beğenecek misin.
baban senin için almış, içeri git de bi teşekkür et istersen.
-buydu değil mi istediğin? kuralım ister misin?
(elinin körü kızın babası. geberesice.)


büyüyo heralde, çok sinirli oldu. içine kapandı.


benimle balığa gel kızım,
konuşmadan hiçbişeyi halledemeyiz.


rengi gitmiş dudaklarında donup kalmış,
hiç de çocuksu olmayan gülümsemede sonsuz bir hüzün vardı.

bu tertemiz ruh, hiç de hakkı olmayan bir utançla dolmuş,
attığı o son müthiş çığlığı kimse duymamış..


anlayamadım. anlayamadım işte..


-anne, cenazeyi neden kasabaya geri götürüyoruz?
+hayatta en nefret ettiği yerde kalmasını istiyorum.






9.8.13 2 yorum

altını çizdim - küçük kıyamet




komedi dışındaki türk filmlerine zaafım var.
hayko cepkin'in o dandik "çocuk" filmine bile
koştura koştura gitmişliğim vardı zamanında.

ahh belinda'dan tut, kıskanmaktan geç,
masumiyeti kaderi mustafa hakkında herşeyi dolaş
nerden istiyosan ordan çık.

türk sineması iyidir.

taylan biraderler iyidir,
başak köklükaya çoook güzel,
cansel elçin çok fğansıs,
zek çok ergendir..

dördüncü izleyişimde tekrar jeneriğe bayıldım,
ilker aksum'un sarı saçlarına on dakka güldüm. vavien sarısı(:

ayrıca kendisi çekim yapılan köye tüm ekipten bir ay önce gitmiş,
orada yaşamış, oralı olmuş,
kıyafetlerini bile kostüm ekibinden değil oralı bir köylüden almış.
adam oyuncu, döktürmüş..
 
binnur kaya efsane,
müzikler enfes, kevin moore.

az dinlemeli, çok izlemeli bi film.

en sondaki deprem sahnesi ise
holivud da kimmiş dedirtecek kadar iyiydi bence,
çekildiği zaman da göz önünde bulundurulursa.

başrollerin bilge ve zeki olması
sayın yuri bilge ve sayın demirkubuz'a gönderme mi diye
düşünmeden edemedim.
he düşündüm ne oldu, hiç.
 
10 üzerinden 8,7.
ve altını çizdim.


dünyanın başka bi şehrinde küçük bi kız
güneşin doğmasını bekliyo şimdi.
sen güneşi burda tutarsan çok üzülür.


küçük kıyamet.
ölümle karşılaştığımız o an.


-ara çabuk ev sahibini.
+abi bu saatte cevap vermez.


annemin cenazesinde de bi mezar yerine öyle baktık boş boş.
orda olmadığını bile bile dua ettik.
gözümden tek yaş bile akmadı biliyo musun?
oysa enkaz başında beklediğimiz her gün
hiç durmadan ağlamıştım.


-hayır size bi saatimi bile ayıramam mı diyeyim?
+ama konu ailen olunca
hiç düşünmeden hayır diyebiliyosun.


-buralar neden boş böyle?
+ya ne olacağıdı?
(bu diyaloğun manasını filmin sonunda çözebilmek,
kendini aynştayn gibi hissetmek!)


buraya bir geldiler mi gitmek bilmezler

 ben dururken sinekler şunu ısırıyolar ya
sinir oluyorum.


iyi oldu seni gördüğüm,
ev sahibi seni sordu ya.
-okuyucu bil bakalım ev sahibi kim-

 
he işte buranın insanı böyle,
bi gün var bi gün yok.
zaten ne ki abi?
bi gök var bi yer, biz de arada.
korkuyon mu sen? korkma.


sakin ol abla.
çok geç artık abla,
vadesi dolmuş yapacak bişey yok.
rahat bırak adamı.


ev sahibini bekletmeyelim abla, hadi.


burdayız!

22.7.13 8 yorum

bi hafta yoğum, ben yokken açıp açıp bu videoyu izle bebeyim.


sev beniiiiiiğ!





18.7.13 6 yorum

olmaz sally, artık çok geç..

hiç gözünden onca yaş akıttığına pişman oldun mu okuyucu?

harcadığın vakitlere,
anlatmaya çalıştığın dertlere,
cümleler kurmaya çalışırken sarfettiğin eforlara
üzülmüşlüğün var mı?

bi sokağın ortasına oturup
saatlerce kalkmamak gibi bi isteğin mesela?

geçer dediklerinde dinlemediğin insanlara
elinde birer papatyayla gidesin,
"geçti olm hakkaten,
sen demiştin, artık kahin ahtapot paul sensin!" diyesin?

hadi hadi vardır
bak bakiyim ben yer miyim yok desen.

hayat çünkü böyle.
yaşıyoruz, dinlemiyoruz, acı acı öğreniyoruz, tecrübe sahibi oluyoruz,
büyüyoruz.

bazen birlikte büyüyoruz, bazen yalnız.
bazen onun yüzünden ağlıyoruz, bazen onunla.
 bazen "şimdi bana kaybolan yıllarımı verseler" diyoruz,
bazen "uzun uzun seneler var önünde"

her seferinde bi ortak nokta var;
hepimiz kendi hayatlarımızın başrolünü oynuyoruz.

senaryoyu yazan allah,
ama yönetmen biziz.

o yüzden şimdi mızmızlanmayı,
neden ben demeyi, şikayet etmeyi,
mutsuz mutsuz dolanmayı kes.

oasis'in sana söyleyecekleri var.
vokalinde 70 milyon kişiyle birlikte.

"but all the things that you've seen will slowly fade away"

  
zi: oasis/don't look back in anger - familier to millions - live

özetle;
geçmiş geçmişte kaldı, dön de önüne bak ne bakıyosun öküz gibi
bişeyler söylüyolar.

ve biz tekrarlıyoruz.
geçmiş geçmişte kaldı,
ve yarın herşey çok güzel olacak..

 

 
10.7.13 15 yorum

the lone ranger.. süvarinin maskesi, helena'nın şapkası olayım!



sineması olmayan bi yerdeyim,
allahınızın aşkına benim için
gidip maskeli süvariyi izleyin.

nooğlursunuz!
ne pahasına olursa olsun yapın bunu!
ya da ne olur ben haftaya istanbul'a dönüp gidebileyim!


 allaaam bu helena
neden neden neden bu kadar güzel?!






25.6.13 14 yorum

#stoplyingCNN




provocateurs attacking the Turkish Police


provocating woman organizing the people to attack the Turkish Police


provocateurs burning the Turkish FLAG

mehmet ali alabora's lies and accusations about Turkiye and Turkish Police, on cnn



provocateurs burning public vehicles

 


provocateurs burning food carts ran by the handicapped




provocateurs throwing stones to Police, vandalizing streets






21.5.13 14 yorum

altını çizdim - 3 idiots




öncelikle aamirciğime saygılarımı iletiyorum.

bi filmi onuncu izleyişinizde
hala kalbiniz burnunuzda,
ağzınız kulaklarınızda,
gözleriniz dolu doluysa
o film hayatınızın filmidir!

herşey iyiymiş gibi davranmaya öyle ihtiyacım vardı
ve dün ghajini'yi tekrar izledikten sonra
biraz mutluluk bünyeme o kadar iyi gelecekti ki
bugünün filmi olarak 3 idiots'u seçtim.

izlemeyen varsa diye başlamıyorum cümleye,
izlemeyen yoktur.
olmasın.
olmamalı!

hayatımın filmi 2009 yılına kadar
la vita e belle yani hayat güzeldirdi.
hayat güzeldi..

sonra bişeyler oldu,
hayat güzelmiş gibi davranmak gerektiğini öğrendim.
ve sloganı "all izz well" olan bi film buldum.

fanaa'dan tanıdığım aamirciğim de
işin içinde, ortasında, kalbinde olunca
yüzlerce kez izlemek bana mısın demezdi.

izledim, ağladım, güldüm,
dünyada ne insanlar var ya dedim,
etrafımdaki herkesin virüs tavırlı olmasına içlendim,
zoobi doobi diye şarkılar söyledim.
 ve dedim ki,
utanmasan ellinci izleyişinde altını çizeceksin.

yalnız şöyle bi not düşmek istiyorum;
duygu yoğunluğundan altını çizmek gelmiyo akla.
sen en iyisi bi daha izle okuyucu.

ps: i levye aamir khan!

başlıyor;


budala!
uçağı terkettim,
o pantolonunu unuttu.
hepsi rancho'yla buluşmak için!


rüzgar gibi özgürdü,
yükselen bir uçurtma gibi..


17.15te doğdum.
ve babam 17.16da mühendis olacağımı söyledi.
farhan. yüksek. mühendis.
ve kaderim mühürlendi.
ne olmak istediğimi
kimse sormadı.


kilobyte, megabyte
ve anneleri gigabyte'la tanış.


zamandan kazanak çin gömleği cırt cıtlıydı
kravatı kopçalı.
her iki eliyle de yazabilmek için kendini eğitmişti.


normal bir kalem uzayda işe yaramıyorsa,
neden astronotlar kurşun kalem kullanmadılar?


tüm düşünceler boğazına yapılan basıncın onu öldürüğü yönünde.
ya dört yıldır zihnine yapılan baskıya kim ne diyecek?


ailen için kazan, hizmetçi gibi kölelik yap
ve sessizlik yemini et.


bu aptalla evlenme.
o bi insan değil, bi fiyat etiketi.


annenle baban evlenmemeliydi.
dünyada besleyecek aptal sayısı iki tane eksik olurdu.


hayat onun için bir kar-zarar tablosu.
seni de kar olarak gördüğü için  yanında.

onu gördüğünde rüzgar kulağına bi melodi fısıldadı mı
eşarbın ağır çekimde havalandı mı
ay gözüne rüya gibi göründü mü?
aslında sen onu hiç sevmedin.

bu ülkede pizza 30 dakikada ulaşır,
ama bi ambulans..


bir eşekten uzak dur,
bir insana aşık olacaksın.


bize dik dik baktı.
sanki iki böbreğini istedik.


arkadaşın başarısızsa sen kötü hissediyosun.
arkadaşın zirvedeyse sen daha kötü hissediyosun.


onlar iş bulacaklar.
insanları makinelere tercih eden bazı firmalar bulunmalı..


karl marx tüm kaynakları paylaşmamızı emretmiş!


aynı isim. aynı derece.
aynı resim.
ama farklı bi adam..


a-ayva
b-balon
d-dana


diploma olmadığında ne güzel bi iş ne güzel bi eş,
ne kredi kartı, ne sosyal statü mümkün.
hepimiz okula diploma için gittik
o sadece öğrenmek için gitti.


beyinleri çok iyi para eder
çünkü hiç kullanılmamış durumda.


yarından bu kadar korkarken
bugünü nasıl yaşayacaksın?


farhan kardeşinle evlenecek!
stelik hiç çeyiz istemiyor,
ücretsiz! ücretsiz! ücretsiiiz!


ölüm döşeğinde pişman olacaksın..
mektubun elinde, taksinin kapıda,
hayatını değiştirmek için biraz cesarete
ihtiyacın olduğunu htırlayacaksın.


eğer beni reddederseniz pişman olmam,
hala hayatımda yapılacak işler var.


garip arkadaşlar önce doğruyu öğretir,
sonra yanlışı yaparlar..





 
;