hava pakedinin içindeki cips kadar eşantiyonum okuyucu.
m.ö. 3000'den beri yürüyomuş kadar yorgunum.
mutsuzluğum duracell gibi.
10 kata kadar daha uzun ömürlü.
en az sabri kadar yeteneksiz hissediyorum.
emre aydın kadar pesimist,
çamur kadar dertli,
gripin kadar voldemort,
ajda kadar gergin,
ajdar kadar gereksiz,
sakin kadar unutulmuşum.
ek olarak vega kadar sevimli olduğumu da
belirtmek isterim.
ama bu kimsenin umrunda değil.
calgonit kadar beyaz, mordor kadar karanlığım.
hobbit kadar ilk,
silmarillion kadar karışığım.
tolkien kadar da zeki olmak isterdim,
ama sadece aşık olduğunda
ya da ayrıldığında
sezen aksu dinleyen insan kadar vefasızım.
ortaokuldan beri hobbit en birinci kitabımdır,
kağıtlarına eşyalarına gözü gibi
(ve hatta hastalık derecesinde titizlikle)
bakan birine emanet ettim
sırf kitaba olan saygımdan.
ama filmi gösterimden kalkıyo, daha gitmedim.
bilmiyorum belki de filmi çekilen diğer kitaplar gibi
hayal kırıklığına uğramaktan korkuyorumdur..
kafam metrobüs kadar yoğun.
odaklanamıyorum,
başlayamıyorum, bitiremiyorum.
bu aralar ayşe arman kadar geveze hissediyorum.
oysa daha çok susmam,
daha çok dinlemem,
daha yakından öğrenmem lazım.
anlam verilemeyen bi hüzün hikayesi gibiyim.
oysa hayatım gayet düzenli,
eğlenceli.
bi iki pürüz dışında.
ne kada da tatlı bi o kada farklıyım.
peh peh diyenim çok.
ama..
havalardan mı böyle acaba?