31.3.14

illa siyahken mi rahatsın ya da beyazken? illa tarafından olmayanı dışlamak mı fikir sahibi olmak?

az önce kendimi cessie'ye gidip
"senin insanlığına ihtiyacımız var cessie.
politik görüşlerden önce insanlığın geldiğine inanan insanlara ihtiyacımız var.
"ben sadece kardeşçe yaşamak istiyorum" diyenlere ihtiyacımız var.
son bi kaç gündür bloğuma yazılanlardan görüyorum ki
yıllardır tanıdığım koca koca ablalarının sana bakıp
"akıl yaşta değil" demesine ihtiyacımız var.

inancın, dayatmaların, sınırların ötesinde
barış içinde kısacık ömrümüzü tüketmeye ihtiyacımız var.

biliyorum yazdıklarınla hiç ilgisi yok bu söylediklerimin,
ama seni omuzlarından tutup bi takım kitlenin önüne çıkarıp
"kendinizi çok bilgili, çok tecrübeli, çok milliyetçi sanıyorsunuz ya,
şu kıza bi bakıp silkelenin" demeye ihtiyacım var benim.

zira kendimi bu şekilde öne attığımda kolaylıkla başedebileceğim
ama kalbini kırmaktan korktuğum insanlar var.

onların beni kırışlarını farkettirebilmek için,
senin küçücük yaşında edindiğin tecrübenin,
bana söylediklerinin onlara sunulmasına ihtiyacım var."
yazarken buldum.

öfkeliyim okuyucu,
bu kadar kendimizi bilmez oluşumuza öfkeliyim.

özgürlükler için yürüyüşler yapan,
benim inancıma ters de olsa
haklarını aramasına sonuna kadar saygı duyduğumuz insanların
politik özgürlüğe saygı duymayışına şaşkınım.

bunca zamandır sevgi saygı çerçevesinde
iletişim kurduğumuz,
sen benim kaybettiğim kardeşim misin ki dediklerimin
sen sağcısın insan mısın ki diyişine şaşkınım.

kardeşlik lafını diline türkü yapanların
"sana inanmıyorum sen de mi onlardansın"
diye ayrımcılık yapmalarına şaşkınım.

başörtüsü yüzünden eğitim konusunda ne sıkıntılar çektiğimi ben bilirim.

her gece sabahlara kadar ağlayarak çalıştığımı,
hiç tabii olmadığım ama "cemaatin üstünü tamamlasın" denerek
eksik bırakılan notlarımın açığını
nasıl kapatmaya çalıştığımı annem bilir.

okula giderken çektiğim sıkıntıyı
başımı okul kapısının önünde değil de
illa otobüs durağında açtıranların ettiği zulmü,
sırf o eziyeti çekmeyeyim diye
işini gücünü bırakıp beni her gün okula taşıyan babam bilir.

dışarda beni örtülü gördüğü için
herkesin gayet rahat yiyip içtiği derste
"sen kahve içemezsin çık dışarı" diyip eften püften bahanelerle
beni dışarı atan hocayı bütün 2006 girişli biyoloji bölümü bilir.

birşeye inanmanın acısını yaşayan insan,
onun için çektiği çilenin mertebesini yükselttiğine inanır.
işte bu hoşgörü getirir insana,
işte bu körü körüne bağlanmama anlayışı getirir.
işte bu "aileden geldi biz de öyle yapıcaz"
yanılgısından kurtulmayı getirir.

işte böyle böyle birbirine saygı duyar insan.
işte bunun sonucunda gönlü genişler,
rabbinin koskoca bir kainatı sığdırdığı ufkuna bakıp
benim küçük kalbim ne ki dışlayayım demeyi öğrenir.

yok okuyucu,
ben çok şaşkınım.

ne "ben ateistim" diyene çıkıp "ben de cennetliğim"
diyebilecek kadar eminim imanlı öleceğimden,
ne "allah sana sorsun" diyene
"sana da sorsun" diyebilecek kadar;
sonsuza dek insan yaşayabileceğimden emin..

bunca insan nasıl emin
en doğru olduğundan?

anlamıyorum okuyucu,
bu kadar körü körüne savunmaları anlamıyorum.
bu kadar savunmasız saldırıları anlamıyorum.

seversin, yandaşıyım dersin,
sonuna kadar saygı duyulur.
-ki bana duyulmadı-

ama "sevemezsin" dersen
bi düşünmek gerekir..







10 yorum:

  1. O kadar güzel yazmışsın ki. Başörtünün cemaatle özdeşleştirilmesinden nefret ediyorum. Üniversiteye başörtüyle girme serbestisi geldiğinde en çok sevinenlerden biriydim belki de. Ki ben başörtü takmıyorum. Bu fikrimi bir arkadaşıma söylediğimde sen de açık cemaatçilerdensin sanırım demişti. Halbuki hiç alakam yoktur. Ben sadece özgürlüğün peşindeyim.
    İnsanlara kılık kıyafeti yüzünden çeşitli görüşlerin yakıştırılmasından ve bu yüzden dışlanmasından nefret ediyorum. önemli olan "insan" gibi yaşamak ve "özgürlük"

    YanıtlaSil
  2. Sevgiden önce saygı gelmesi gerektiğine çok inanırım.
    Politik olarak farklı düşüncelere sahip olmamız bu sınırı aşmamızı gerektirmez. Hepimiz doğal olarak kendi düşüncelerimize sahip çıkacağız, çıkmalıyız da! Zaten demokrasi tam da bu demek işte!

    Ben senden farklı bir siyasi görüşe sahibim. Ama bu seni zevkle takip etmemi, yazılarına satır satır okumamı, düşüncelerini anlamaya çalışmamı asla engellemez. Eğer böyle olursa zaten inandığım düşünceyle -demokrasiyle- çelişiyorum demektir.

    Yukarıda da dedim ya şu an en çok ihtiyacımız olan şey empati ve saygı! Lütfen bu ülkede birlikte yaşadığımzı ve yaşayacağımızı unutmayalım.

    YanıtlaSil
  3. Ben de benzer soruları diğer cepheden soran bir insanım. Kimsenin görüşüne saygısızlık etme niyetinde değilim veya çevrende kimlerle konuşup bu intibaları edindin bilemem ama ben ve benim gibi milyonlarca kişi kesinlikle körükörüne bağlanmış değil bir fikre. Sen başörtüsü diyorsu n, haklısın, biz de yolsuzluklar, hırsızlıklar diyoruz, haklıyız. Bu ortamda en korkutucusu, insanlarımızın birbirine artık düşman gözüyle bakması. Her iki taraf da birbirini vatan haini gibi görüyor nerdeyse. Halbuki ben eminim, hepimiz vatanımızı çok seviyoruz. Ancak ortamın bu hale gelmesinde en büyük payın başbakanda olduğu o kadar açık ki. Gezi olaylarından beri, gittikçe artan kışkırtıcı, saldırgan üslubu bunda çok büyük etken. Onun gösterdiği tavırların hiç birini ben ne muhalefet liderlerinde gördüm, ne de en büyük düşmanımız ilan edilen Hocaefendi'de. Biraz özeleştiri yapmanın kimseye bir zararı olmaz bence. Hatta, bu gergin ortamı biraz olsun yumuşatabilir bile.

    YanıtlaSil
  4. herkesin sağduyu karşı taraftan beklediği bir dönemdeyiz maalesef.
    seçim zamanı ise çirkinlikler tavan yaptı, ne seçim programlarını ne de sosyal medyada yapılan atıp tutmaları seyrettim. herkes o kadar haklı ki, kimse bi sn bile düşünmüyor.

    YanıtlaSil
  5. ebetçi okuyucu09:21

    ben sana anlatıyım yazıcı.

    çok güzel kardeşlik destanı yazıyorsun da, daha birkaç hafta önce benim hocaefendi, senin fethullah gülen dediğin bir zat hakkında, kulağınla duymadığın bir laf üzerine aşağılayıcı bir yazı yazdın. bu kişi yüzbinlerce insan tarafından hala saygı duyulan bir zat. aynı yolun farklı sokağının yolcusu ahmet mahmut ünlü'nün dahi hocası tarafından "fethullah gülen değil hocaefendi diyeceksin!" diye uyarıldığını, ehli sünnet ilmi okuduğunu söylediği bir insan. bunlara inanmak ile zerre kadar saygı duymak arasında fark var. inanma, ama saygı lazım.

    bu kişi suçu ispatlanmamış bir insan. başbakanın ağzından çıkan laf mahkeme kararı değildir.

    sen o gün, bu kızdığın ulusalcı yozlaşmış kesimin, 5 sene önce yaptığını yaptın. bu adamı kendi çapında dışladın, parmakla gösterdin.

    o zamanlar biz de kızıyorduk hocalara, zamanında kendilerine dayatılanları papağan gibi ezberleyip tuttuğuna eziyet ediyor diye.

    senin yaptığın da bundan farklı değil.

    ben de okula senin gibi başımı açarak girmiştim. çok iyi bir öğretmen olmasına rağmen kapalılara yaptığı eziyetten dolayı ders almadığım hocalar oldu. okulun girişinde salak bir çalılıkta açtım başörtümü her gün içim burularak. ordan geçenler müstehzi bakışlar attı kimi zaman bana. cumhuriyet mitingi zamanı bir çok arkadaşımı görüş farklılığı yüzünden kaybetmiştim ki en çok koyan da bu oldu.

    senin zulmün bitti sema, benimki bitmedi hala.

    akp sempatizanı birçok insan bağıra çağıra hizmete gönül vermiş kişilerden hesap soruyor. "sizinkiler şunu yapmış!" "hocanız şöyle böyle" diye bir sürü insanı kırıyorsunuz sema. niye? başbakan öyle dedi. 17 aralıktan beri tek bir mahkeme kararı yok bu adamın dediğini doğrulayan.

    vakti zamanında anasının babasının dediklerini ezberleyip "başörtüsü geriliktir" diye üzerimize çullanan insanlardan farkı var mı bu eylemin? veya otobüste vapurda yine 27 nisan zamanı duyduğum tayyip edoğana edilen küfürlerden farkı var mı? çok duydum. o kadar rahatlar ki birisinin gelip de onlara "yahu sen ne diyorsun" demeyeceğinden. olay değişti tabi.

    insan hiç mi düşünmez ortalık yerde birisine parmağını yöneltirken, "yahu ben böyle diyorum da, bu adamın bunu dediğini duymadım. dahası, ben bunu yazarak/söyleyerek acaba birisini incitir miyim?"
    bu rahatlığı hiç ama hiç anlamıyorum.

    kimisinin eline güç geçince çok güzel şiddete çevrilebiliyormuş o kendine barışçıl söylemler. Allah'ın bunca sene nasip etmediği kadar varmış gerçekten.

    aslın üzen ne biliyor musun, o çalılıklarda seninle beraber başımızı açmış olmamız. ve sen beni, elinde zerre olmayan delille neredeyse düşmanın ilan ettin.

    başkalarına "neden beni aranıza almıyorsunuz, hadi kardeş olalım" demeden önce, kendi dışlamaya kalktıklarına bakmanı öneririm.

    sağlıcakla kal.

    YanıtlaSil
  6. semmacım snei çok severek okuyorum takip ediyorum, bugün yazdıkların da beni çok etkiledi. ben her zaman elimden geldiğince karşı görüşe saygı duymaya çalıştım kendimi bu konuda çok geliştirmek için uğraştım, sana da saygı duyarım ancak benim tek diyeceğim, aşığım dediğin başbakan malesef en başta ayrımcılık yapan yanlış mıyım? daha dün balkon konuşmasında "onlar" ve "biz" olarak ayrım yaptı, inlerimize girecekmiş baksana.. maden kimse görüşlerinden dolayı ayrıma uğramamalı, şimdi rövanş zamanı mı başbakan için? neden bu ayrımcılık, neden bana oy vermeyeni ötekileştirme? ülkemiz kötü durumda, bu kadar uçurumlar oluşmamıştı,aramızda, hiç bu kadar "onlar" ve "biz" olmamıştık uzun zamandır... ne bileyim bir de böyle bakmak lazım değil mi?

    YanıtlaSil
  7. sevgili semma seni çok iyi anlıyorum aynı duyguları paylaşıyorum, çünki 1998 de girdiği üniversiteyi 2013 de bitiren bir ablam var ne çektiğini bir o biliyor aslında kardeşi kaç yıllık memurken o hala yasaklı bir öğrenciydi kimseye kızmıyorum çünkü hesabın verileceği güne inanıyorum.
    şu süreçtede sadece dilime hakim olmaya çalıştım umarım başarmışımdır.
    sevgiler....

    YanıtlaSil
  8. Ben bloguma yazdıklarından sonra neler olmuş diye bir bakayım dedim ama pek bir şey anlamadım. Önce yorumumu bırakayım sonra buraları kurcalamaya devam ederim.

    Ben tabiri caiz olur mu bilmem ama koyu solcu ebeveynler tarafından büyütülmüş biri olsaydım belki de sana böyle anlayışlı olamazdım Sema. Belki yukarıda yorum bırakan arkadaş gibi -ki burada ona sataşma amacı gütmüyorum, yanlış anlaşılmasın- Fetullah Gülen'i destekleyen ve takip eden bir çevrede yetişmiş olsaydım da öyle. Ama ne yazık ki beni hiçkimse yetiştirmedi, ailem de kabul eder bunu. Şu an nerede duruyorsam, bir şekilde oraya kendim geldim. Belki de bu yüzden herhangi bir düşünceye / inanca körü körüne bağlı değilim.

    Ben teist değilim evet, fakat bunun nedeni inançsız bir aile tarafından büyütülmüş olmam değil. Aksine, yaz tatillerinde Kur'an kursuna giden bir tiptim. Sağcı değilim fakat kendimi solcu olarak da nitelemiyorum, aslına bakarsan bu ideolojilerin hiçbirine hakim değilim. Belki de tavrım cehaletimden ileri geliyor. Ama çok iyi bildiğim şeyler var.

    Ben bütün dünyayı evim ve vatanım olarak kabul etmek istiyorum. Şahsi olarak tanımadığım her insana de eşit uzaklıkta durmak istiyorum, bundan çok eminim mesela. Ben savaştan nefret ettiğime çok eminim. Ben basit bir tartışmada bile seslerin yükselmesine gıcık oluyorum. Bunları çok net biliyorum.

    Senin aşık olduğunu söylediğin uzun adama ben katlanamıyorum, bunu gizleyecek değilim. Şurada üç gün eve gittim, gördüğüm yerde kanal değiştirdim. Fakat şöyle bir gerçek var Sema, ben eğer o uzun adamdan hoşlanan, onun görüşünü benimseyen insanları hayatımdan çıkartacaksam en önce annemle babamı silmem gerekir. Belki de bana bu ölçüde hoşgörülü olmayı öğreten de budur. Ben bunu yapamıyorum. 20 senemi aynı evde geçirdiğim insanları, böyle bir fikir ayrılığı nedeniyle silip atamıyorum, atamam da. Daha da fenası var, onların hakkında kötü de düşünemiyorum biliyor musun? Annemin, babamın eğitim durumlarını, düşünce yapılarını biliyorum. Babamla siyaset konuştum hayatımda ilk kez bu seçimlerde ve ben babamın neden o adama oy verdiğini anladım, anladım ya. Babam benimle tartıştı bunu, var mı ötesi? Babam bana bir kez olsun "şu partiye oy ver kızım" da demedi, ben bu insanı nasıl silerim? O benim babam, ben onu anlıyorum, o hayata benim baktığımdan çok farklı bakıyor ve biz birbirimizi seviyoruz.

    Öbür yandan senin kendi gerekçelerini bilmiyorum, senin bu konudaki düşüncelerini, bakış açını, kendi aileme yaptığım gibi tartma ve gözlemleme şansına sahip değilim. İşte bu yüzden, sana da kızamam. Ben tabii ki kendi kendime, benim yanlış bulduğumu doğru benimsedikleri için insanlara söyleniyorum ve öfkeleniyorum ama şahsi olarak seni yargılayamam. Babama nasıl onu anladığım için kızamıyorsam, sana da senin düşüncelerini bilmediğim ve anlamadığım için kızamam. Benim bu pasif ve yapış yapış anlayış kokan tutumumu da eleştirenler olacaktır tabii ki ama biliyor musun aynı düşünce şekliyle onlara da çok saygı duyuyorum. Başımızdaki adamlar da dahil olmak üzere, yeryüzündeki her insan böyle düşünebilse ve davranabilseydi de, dünya cennet gibi bi' yer olurdu diye düşünüyorum, hiç alçakgönüllü davranacak değilim :D

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. ebetçi01:51

      yahu şu "o çevrede yetiştiği için böyle düşünüyor" safsatasından ne zaman kurtulacaksınız acaba. özrünüz kabahatinizden büyük.

      her dini hassasiyeti olan kişi anne babasını taklit ediyor demek değildir. illa ki örnek istiyorsanız kendimi vereyim. benim babam bırak cemaate girmemi, ondan seneler evvel başımı örtmeme bile çok karşı çıkmış bir insandır. cemaate girme mevzusu da tamamen kendi araştırmalarım ve tatminim üzerine kendi isteğimle olmuştur. 25 yaşındaydım. cemaatler insanları kandırmıyor anlayacağınız. annem adıyamandan. babamın herhangi bir cemaatle bağlantısı da yok. hiç olmadı.

      şu son olaylarda ailemle karşı karşıya gelmeme sebep olan nefret söylemleri sahiplerini de bu yüzden Allah'a havale ediyorum. devlet kurumunda çalışıyorum, babam tir tir titriyor "zarar verirler sana sohbete gidiyorsun diye!" diye ağladı yalvardı bana koskoca 60 yaşında adam. ne güzel koyunmuşum ben, çevremde yetiştiğim için olmuşum böyle.

      Sil
    2. Siz beni yanlış anlamışsınız. Ben zaten sizin için "annesi babası cemaatçi olduğu için kesin o da cemaatçidir" gibi bir yargıda bulunmak istemedim. Aslında hakkınızda önyargılı davranmak niyetinde de değildim. Aklınızın fikrinizin olduğuna eminim, tabii ki kendi kararlarınızı verebilirsiniz. Ben insanların ailelerinin kopyası olduğunu iddia etmedim, niyetim asla o değildi. Eğer öyle olsaydı en başta ben böyle bir insan olmazdım, ailemle aramda uçurumlar var. Demek istediğim daha çok, yine de ailemizden ve çevremizden etkilenebileceğimizdi ve bunu cemaatle iç içe çevrelere de yüklemedim yalnız. Farkındaysanız "ailem koyu solcu olsaydı belki de böyle düşünüyor olmazdım" diyerek kendimi de buna dahil ettim. Bu demek değil ki hiçbirimizin aklının fikrinin olduğuna inanmıyorum, sadece gerçekten, insanın kişiliği üzerinde yetiştiği ortamın da (bakın ortamın da diyorum, sadece bu ortamın değil, diğer pek çok şeyle birlikte o ortamın da) etkili olduğuna inandığımı savundum.

      Sizin neler yaşadığınızı ben bilemem. Size karşı bir önyargıda bulunduysam bunu bilinçli olarak yapmadım. Aslında ben o cümleyi kurarken de daha çok ailenizin Fetullah Gülen'i desteklediğinden değil de sizin desteklediğinizden dem vurmak istemiştim. "Yorum bırakan arkadaşın desteklediği gibi, benim ailem de o kişiyi destekliyor olsaydı" demek istedim ama sanırım kurduğum cümleden aileniz hakkında böyle düşündüğümü çıkarmış olmanız doğal, benim hatam.

      Son olarak, yazdıklarımı bir kısım çevrelerden özür dilemek niyetiyle yazmadım. Ben Sema'nın bana bıraktığı yorumu yanıtladım. Özrünüz kabahatinizden büyük demişsiniz, kendi adıma sizin camianıza veya size bir özür borcum olduğunu düşünmüyorum. Bahsettiğiniz camiaya karşı nefret beslemediğim gibi, bu tür söylemlerde de bulunmuyorum. Bu yüzden kabahatim olduğunu da hiç sanmıyorum.

      Baştan sona dek kendimi açıkladığım ve kimseye sataşma niyeti gütmediğimi belli ettiğim bir yazıdan tedirgin olmayı başarmışsınız. Size koyun demişim gibi bir hava da yaratmışsınız. Koyun olduğunuzu düşünmedim ve iddia da etmedim. Tekrar ediyorum, size ve cemaatinize karşı nefret söyleminde bulunmadığım gibi, yaşam tarzınızla ilgilenmiyor ve eleştirmiyorum. Küçük bir yanlış anlaşılma olmuş, tekrar belirtme ihtiyacı duyuyorum.

      Sil

 
;