29.12.13 6 yorum

kalksa bahıbul dukar tııık evin dee siiiiiin iii naan..


hayır okuyucu, enerjim gelmedi.
bi mutsuzluk, bi bezginlik içindeyim
biri çeksin çıkarsın diye bekliyorum.

bu sabah dilimde bununla uyandım,
kalksa bahıbul dukar tııık evin dee siiiiiin
iii naan..

arkabahçe dinlemeyeli sanırım yüzyıllar oluyo
"evindesin"le neşeli neşeli güne başlayıp
"istersen gitme"yle neden allam neden beeen şeklinde
sebebi belirsiz bunalımlara girdiğim zamanları hatırlıyorum.

okuldan dönerken yanımda oturan
kulağındaki kulaklıktan arkabahçe duyduğum,
dönüp "aa arkabahçe'yi biliyo musunuz? ay çok mutlu oldum bee" dediğim insanı.

aklımda hak etmediği yer tutan insanları, durumları, olayları
"unutmalıı unutmalııı. hemenn" diye sildiğim zamanları.

"ezberimde yazılı, kaderimde çizili" dediğim insan için
"kıştı bunu yazdığımda, baharı birlikte görecek miydik?" diye mırıldandığımı..





27.12.13 24 yorum

evridey iz igzektli dı seym.


naber okuyucu?

dur önce başlığı dinle.


işteyim dinleyemedim boyu devrilesice patron engelliyo
diyenler için,
nine inch nails - everyday is exactly the same.

her sabah bi bugün pazartesi miiğ sendromuyla uyanıyorum.
hayır iş yok,
okula gitmiyorum evlendiğimden beri.

öncesinde yaşamazken şimdi neyin sendromu çözebilmiş değilim.

deli gibi okuyorum ama yazasım yok.
evlenmenin insan psikolojisi üzerine etkilerini
adeta bir cang edasıyla detaylı detaylı yazacaktım,
postunu yapasımın geldiği bissürü diy procesi var,
iki kişilik yemekler nerdeyse hazır
birinin yayına sokmasını bekliyo
ama ben bi elimde kahve bi elimde kek
evin yüzünde gezinmekle meşgulüm..

sanırım evlenmeden önce
bedenindeki son kan damlası çekilinceye kadar
deliler gibi koşturduğundan,
sonrasında bi rehavet, bi "bugün napsam? tamam hiçbişey",
bi bi yere gitmeme isteği baş gösteriyo.

hayır ben ki evden iki gün çıkmasam
"sığınamıyoruuuum" diye kendimi bi sebeple dışarı atmaya çalışan,
halasını kuzenini ayartıp deli dürtmüş gibi gezen insandım.

enver!
okudun üfledin mi naptın?!

soyadımın değişeceğine hazırdım ama
ruhumun garfield'a dönüşeceğini hiç düşünmemiştim.
bu benim için küçük olabilir ama
insanlık için çok tehlikeli bi adım!

umuyorum bi kaç dakka sonra
beynime şimşek gibi bişey iner de
birden bi enerji dolar,
bi yazasım anlatasım eğlenesim gelir,
hastalığım biter.

bugün benim için değişik bişeyler olsun,
çok sıkıldım.
lütfen..






23.12.13 10 yorum

jö vö!

jö vö bebeyim!

zaz'a olan aşkımı herkes bilir,
allahın bildiğini kuldan saklayacak değilim.

2011 yılımın favori şarkısıydı bu,
bugün enerji niyetine yine yüzlerce kez dinledim..

anamıza mı sövüyo elin fğansısı diyenler için
hemen mersinaki'nin çevirisini vereyim sözlükten;

"ritz'de bir daire versen, istemem ben 
chanel'den mücevherler, istemem ben 
kapıya bir limousin çeksen, napayım ben onla
uşaklar sersen ayağıma, ne işime yarar 
neuchatel'de bir villa, hiç bana göre değil
eyfel kulesini koysan şuraya, napıcam ben onla

aşk istiyorum ben, neşe ve keyif
mutlu edecek beni, paran değil 
elim yüreğimde ölmek istiyorum ben
beraber gidiyoruz özgürlüğümü bulmaya
unutun tüm bildiklerinizi hoşgeldiniz benim dünyama"


bütün gün beynimin arka planında
pappappa la pappappa laa diye dolandım durdum.
uyurken bile göz kapaklarımın arkasından geçti klibi

ölcem de sevdiklerimi tekrar mı hatırlıyorum bilemedim..

bi dinlediğimde gülümsüyorum,
bi dinlediğimde gözlerim doluyo..

her anın şarkısı bu,
belki neşeliymiş gibi görünen şarkılardan biri..



14 yorum

hastalığımla kitap takas etmek istiyorum!


g'mornin okuyucu!

naber?
biri lüffen bize kurşun döktürsün.
(ebet, inanıyorum)

ne yaparsak yapalım tam anlamıyla iyileşemiyoruz,
pekmez bile soktum bünyeme bunca yılın direnişini kırıp,
daha napalım?!

tam geçti gribim derken
bu sabah dehşetli bi öksürük ve boğaz kaşıntısıyla uyandım
birazdan "hoşgeldin faranjiiit" pankartları hazırlayıp
kapıya asıcam,
pasta börek yapıcam.

belki misafir gibi ağırlarsam biraz edepli davranır,
vakitli gider.


bu arada battaniyemle birlikte ukitap diye bi site keşfettik.
battaniyemin hiç kitabı yok,
onun çok ilgisini çekmedi.

ikinci el kitap almadığım için bugüne kadar,
keşfetmemiş olmam çok normal
ama 24 yılın acısını çıkardım,
sitenin anasını ağlattım!

öncelikle kitaplığımda eksik olan,
basımı bitmiş, birinci eli dehşetli pahalı,
daha önceden okuyup birine verip
hangi vicdansızsa geri getirmediği
yani sırf boşluğu doldurulması gereken kitapları bir bir tespit ettim.

enver on dakkada bi "sema napıyosun orda" diye sordu,
"kütüphaneye bakıyoruuum" dedim.
garibim bi kere de demedi ki
nası bi manyaksın durup kütüphaneyi izliyosun.
sanırım içerde benle evlendiğine pişman olmakla meşguldü.

sonra bunları takas etmek isteyenleri buldum,
kitaplarını inceledim.
tertemiz olduğuna kanaat getirince
önce değişelim mi diye mesaj attım,
sonra takas etmesin de satsın diye kandırmaya çalıştım (:

sitede istediğin kitapları, elindekileri
satmak veya takas etmek istediklerini ayrı ayrı kategorileyebiliyosun.
fazlasıyla kolay bi arayüze sahip.

sonra istediğin kitaplardan birini biri eklediğinde
ana sayfada istediklerine eklenenler diye çıkıyo,
hemen görüp saldırabiliyosun :)

osman aysu kitapları için ilk çekişmemi bile yaşadım.
birisi "calvus'un kitapları benimdir" dedi,
"yek yea" dedim "ben meşaz attım bile!"
kendisi attığı mesajı gönderdi, te 4 kasım.
hayat çok acımasız diyip susabildim sadece okuyucu.

osman aysu, biloğumu takip ettiğini biliyorum
beni yorma, imzala hepsini de gönder allasen!

benim kategorilerim sadece "kitaplarım" ve "istediklerim"

satmak, takas etmek yok ehehe verir miyim ben kitabımı
bak bakiyim var mı bende o göz?

odalar dolusu kitabım,
hatta önceki postlarda da dediğim gibi
kitaplarımı düz düz yerleştirebilmem için
bi kitap evim olsun istiyorum.
boşuna mı kütüphane demişler?
insannar bunu hiç düşünmüyo..

hastayken de bu kadar güzel görünebilmek istiyorum.
biri önce dün akşamki misafirlerin bulaşığını toplasın,
sonra bu akşama yemek yapsın istiyorum.

boğazımdaki kaşıntı geçsin,
bu kadar kış yeter, bahar gelsin istiyorum.
sonra hemen bahardan eylüle atlayabiliriz,
sıkıntı yok.

bağıran insanlar,
ses çıkaran poşetler,
dibi siyah gelmiş platin rengi saçlar,
selam verdiğinde almayan burnu havada kadınlar,
cansız mankende düş gibi üzerimde kabus gibi duran kazaklar,
36sı bitmiş taş gibi ayakkabılar
yasaklansın istiyooğrum!

biri tüm bunları benim için yapabilir mi?






22.12.13 12 yorum

pictures to boyfriend vs pictures to friends

ehehe ne güldüm be (:
önemli olan doğru anı bulmak.








21.12.13 15 yorum

senden sonra. sen kaç sevdiğinin ölümüne yas tuttun okuyucu? altını çizdim..

naber okuyucu?
ben hastayım, uykusuzum, yorgunum..

dün gece yine sabaha kadar oturacağımı anlayıp
geçtim kütüphanenin karşısına.
biri bana bi kütüphane evi versin coyiler!

bu kitapları yan yan dizince hiçbişey anlaşılmıyo,
çekip geri sokmaya çalışmaktan anam ağlıyo.
bi kütüphane evi olsa, duvarlara dizersin kitapları yüzü sana dönük şekilde
hiç problem kalmaz!

arada böyle maliyetsiz isteklerim vardır..


neyse işte yorgan döşekten kurtulamadığım için
elbette kitaplardan da bu ilgimi çekti.
çekmez olaydı..

natasha mcelhone mu? tanıyorum ki bu hatunu ben dedim.
kelifornikeyşın izleyenler yakinen tanır,
izlemeyen de bi filmine falan denk gelmiştir elbet.



ablanın kocası bu film setindeyken
birden kalpten gidiyo.
bu da hamile, üçüncü çocuğuna.
sonra kocasına yazmaya başlıyo, düzeltmeden de basıyo.

bu sebeple kitapta çok tekrar var,
sürekli aynı isyan var başlarda.

ama çok da acı var,
babasının ölümünü anlamayan iki çocuk var,
onu hiç görememiş bir bebek var,
hayatın sorunları var,
evin erkeği gittiğinde geriye kalan
kocaman bi problem yığını, güçsüz bi kadın..

sonra kitap elindeyken dönüp dönüp envere bakıp
allahım hasta masta, iyi ki yaşıyo diyen
bu sorunu ben yaşasam napardım diye düşünen,
allah kahretmesin gece gece ne vardı bunu seçicek diye sayıklayıp
hüngür hüngür ağlayan bi semmma var.

çok edebiyat bekleme bu kitaptan okuyucu.
süslü cümleler yerine bolca samimiyet var..


altını çizdim.

onun bizde bıraktığı parçaları kimse dolduramaz,
oraya kimseyi koyamayız.
ancak görüyorum ki, o boşluğu büyüyen parçalarımızla
biz kendimiz dolduruyoruz..


her yerde yazıyorum eşime.
uyku tutmayan bir gece yarısı uyuduğum yerden,
süpermarkette sıra beklediğim kasanın önünden,
çocukları almak için gittiğim okul kapısından,
doğumdan sonra bile.


birisi tabutun kapağını açmaya çalıştı,
ama izin vermedim.
bakmak istemedim.
burada, kafamın içinde sen hala hayattasın,
ölmüş halini görmeme gerek yok..


yanlış cevaplar veririm sorularına,
doğruymuşlar gibi davranırsın..


hiç bilebilir miydin?
ben bilebilir miydim yaşlanıncaya kadar elini tutamayacağımı?


evlilik yüzüğümde yazdığı gibi;
"bu benim.
seni sarıp sarmalıyorum,
her dakika, her gün, sonsuza kadar."


bugün herşeyde seni hissettim,
zamana olabildiğince karşı gelebiliyordum.


günlerimi elektrikçi, tesisatçı ve gaz şirketinden
gelecek insanları bekleyerek boşa harcıyormuşum gibi geliyor.
hayat, bu ketum insanlar ve akıl almaz açıklamaları
sonsuz bir çizgi haline geliyor.
bu konudaki bilgisizliğini hemen anlayabiliyor
ve faturana sıfırları ekleyiveriyorlar.
eminim ki sen burda olsan, bu asla olmazdı.


görkemli yaşamının bir parçası olabildiğim için
kendimi çok şanslı hissediyorum.


dünyadaki bütün zamanlar bizimmiş gibi,
etrafta dolanıp ahmaklık edip durduk.


şu ana kadar sürekli
"aramanız bizim için önemlidir" kaydını dinleyip durdum.
ama hayır, lanet olsun ki öyle değil.
kim kaydetti bunu?
yumuşak, psikiyatrist gibi bir ses koyuyorlar.
bu kadar samimi görünüp öyle olmamayı nasıl beceriyorsunuz?
43 dakikadır sırada tutuluyorum.
Telekom idaresi, o kelimeleri kullanmaya ihtiyacınız yok
o kaydı şöyle değiştirmelisiniz;
"şu anda buraya düşürüldünüz,
sıraya atıldınız ve sonra ne olacağı hakkında
lanet bir fikrimiz bile yok!"
(ayynı bizim telekom)


kapının arkasında asılı tişörtlerine bakıyorum.
orada asılılar, can sıkıcı ve çaresizce.
sahipsiz bir şekilde.


bana doğum planımı sordu.
tabii ki seni hayal etmekten,
seni tüm gücümle geri çağırmaktan başka planım yoktu.


doktora hiç hamileyken kocası ölmüş
bir hastası olup olmadığını sordum.
bana dimdik baktı ve şöyle dedi;
"hayır, olmadı.
terk edilmiş, kocasından ayrılmış hastalarım oldu.."


bugün hayat sigortan geldi..


belki de şu doğrudur ki
ebeveynlerimiz ölmeden önce
asla gerçek anlamda özgürlüğümüze kavuşmuyoruz.


uçakta etrafıma bakıyorum ve her yerde
senden daha yaşlı adamlar var.
mutlu gözükmüyorlar - nasıl olmazlar?
hala nefes alabiliyorlar..


çok çalış, hiçbir şey bekleme, kutla.


dünyada ölümün bizi bulamayacağı
hiçbir yer yok...
ölümün bizi nerede beklediğini bilmiyoruz,
böylece bize her yerde onu beklemek kalıyor.


artık biri için özel olmamak,
birinin "eş"i olmamak çok zor olacak..


bu sabah yatakta yanımda yatan bebeği seyrediyordum.
etrafta renkli süsleme lambaları gibi
onca dikkat çeken şey olmasına rağmen,
o boş bir duvara bakarak gülümsüyordu.


sanırım ilişkimizi kendi açımdan canlı tutuyorum ama
bana katılacak kimse yok.
cümlemi bitirecek, cevabı anında verecek,
alay edecek, alkışlayacak kimse yok.


bilmek istiyorum,
eğer içine hava üflemeye devam etmezsem,
ruhun ölür mü?


seni hala seviyorum,
fakat burada olmaman bunu giderek zorlaştırıyor.
şimdi neyi seveyim?!


sanıyorum ölüler,
çok belirgin bir şekilde azalmayı,
daha az yer kaplamayı sürdürüyorlar.


her şeyin cevabı sende vardı.
seni dinlememeyi seçtiğim zamanlarda bile
bütün cevaplar sendeydi..


artık telefon numaranı hatırlayamadığım gün,
nasıl bir gün olacak?


ah..
yarın doğum günün.
biliyorum, bunu hiç umursamazdın
ama ben umursuyorum.
bir yıl daha yaşlanmış olamayacaksın,
senin saatin durdu...


kısa bir hayat yaşadığımızı yavaş yavaş kabulleniyorum.
dünyada hep çok vaktim olduğunu düşünürdüm.
bir çuval dolusu fikirle bekliyordum
ve onları yaşatmaya cesaretim yoktu.
sen bana cesaret verdin.
birbirimizi değiştiremeyeceğimizi söylediklerini biliyorum,
ama sen beni değiştirdin.




20.12.13 14 yorum

eyvaddıhel ar yu duin?!


eyvah diyince aklına nilüfer gelmiyo mu okuyucu?
bi "yinebanaes meer günnerdüş tü eyvaah!" diye çığırasın?

annem geldi geçen
" dinledin mi" dedi "emre aydın'ın yeni albümünü?"

ben hasta olma - hasta bakma aşamasını henüz atlatamadığımdan
hiç bilmiyorum neler oluyo bitiyo.

"yuo" dedim, "yine ağlamış mı çok?"

sonra diyalog şu şekilde gelişti

- al izle fizy'den açtım
- anne yav envere ne çok benziyo
- dinle dinle çok güzel
- o değil de envere ne çok benziyo
- hayret nasıl ki dinlemedin daha
- çogüzelmiş ama anlamıyorum ben şimdi arabada,
bi keresinde yıldızda bizim kantine bi emre aydın posteri asmışlardı aynı enverdi.
- ver geri.

şimdi açtım dinledim de,
hakkaten çok seviyorum ben emre aydın'ı..

ama keşke.
keşke hala altıncı cadde olsalardı,
bilmeseydi bunca ergen.




19.12.13 8 yorum

gölgesizler - altını çizdim. allaam! neden bir ümit ünal, neden bir hasanım ali değilim?!


yazarlarda iki isimli olmanın
başarıya bi etkisi olduğunu düşünüyorum okuyucu.

zira bana kalırsa hasan ali toptaş
ve ihsan oktay anar türk edebiyatının en dev iki ismidir.

ikisinin de bir kelimesini okuyabilmek için
hayatımdaki en önemli işleri bi kenara bırakabilirim.

sinemada tim burton neyse, edebiyatta hasanım ali odur.
zira ikisinin de en aklımda kalan cümlesi "kar, neden yağar?"
adamlar evrensel bebeğim.

(bkz: edward scissorhands)(bkz: gölgesizler)

yeri gelmişken burdan iletişim yayınlarına sesleniyorum,
allasen heba etmeyin bu adamın yazdıklarını.
adam gibi basın, kör etmeyin bizi bi tarafı düzgün bi tarafı flu kitaplarla.

dün akşam ütü yaparken kütüphaneye bakıp dertlendim.
dedim bir tess gerritsen rafım var, bir grange rafım var,
bir tolkien rafım var, neden bi hasan ali rafım yok?

raf derken kitaplarının yan yana dizilmiş olmasından bahsetmiyorum okuyucu,
aynı yayınevinden aynı şekilde basılmış, tek tip kitapları kastediyorum.
mesela doğan kitaptan çıkmış ahmet ümit kitapları gibi;
siyah, uzun, altında turuncu dk baskısı olan,
dizdin mi böööyle inci gibi..

manyak mıysam neysem artık başladım
iletişim yayınlarının hasan ali kitaplarının fiyatlarını
envai çeşit siteden hesaplamaya.
okuoku, kitapsihirbazı, d&r derken
yok dedim şimdi ihtiyacın yok sema.
sonra o, sırf bunun için bi para biriktir sen.

bu işin zararlısı yine enver oldu.
dönüp "hasan ali toptaş'ı biliyon mu sen?"
"lynch gibi böyle, rüya mı gerçek mi hiç anlamıyosun"
"ondan sonra bi keresinde.."

haklı olarak anlam veremediği bakışların ardından
asıl amacım geldi,
"gölgesizler'i izledin miydi sen?!"

enver ki benim bugüne kadar önerdiğim her filmle dalga geçmiş,
mükemmel sinema izleyicisi kimliğimi hiç görememiştir.
işte arada böyle cesaretliliklerim var..

dün televizyon izlerken
"maç bitsin gölgesizleri izleyelim miiğ?" çıktı ağzımdan.
yaşasın televizya!

izledik.
benim için ellinci kez olabilirdi,
insanlık için küçük bi adım da olabilirdi
ama enver için çook büyük bi adımdı.

adam bir kere bile alay etmedi!
artık nasıl bir saygıyla bahsettiysem, çekindi mi ne yaptı bilmiyorum.
ya da susayım da bi an önce bitsin mi dedi..

he?
öyle mi dedin enver?

baya bildiğin sonuna kadar izlettim
arada bi "allaşkına sonu çok mu saçma" falan dedi ama
olur o kadar.

film içinde ertan saban ve ahmet mümtaz taylan'ı aynı anda bulundurması sebebiyle
benden zaten 10 üstünden 17 falan almış durumda.

tek falsosu köy imamını kötü göstermesi,
olmasaydı keşke hasancım alicim..

yönetmeni ümit ünal ise türk metafiziğinin kralı.
teyzem (ki çocukluğumun psikolojik sarsıntısıdır),
anlat istanbul, nar, dokuz,
mazhar alanson'lu arkadaşım şeytan, ses..
kaptan feza hariç hepsi şaheser,
üçer kez izlenmelik filmler.

bi de sen izle derim.

altını çizdim..
(tez vakitte kitabın altını da çizicem)



herkes hem burada olmak istiyo,
hem çok uzakta..


-hiç iz yok.
-her şey bir iz bırakır.


sen köyün en güzeliydin, ben en yakışıklısı.
kimin aklına gelirdi ki bizden bir hilkat garibesi çıksın?


ufukta ayna yüklü kuşlar vardı.
biliyordum,
onlara ulaşsam kendimi bulacaktım. 


cephede ölen hamdi hamdiyse,
burda ölen kimdi? 


çaresizlik gözünü kör etmiş senin...


kar, neden yağar, kar?


kaçırdın diyolar.
ben kızı kurtardım ama..


nihayet "gel lan sen ne istiyosun" dediler.






18.12.13 9 yorum

öpücükler vol.24

:* can sıkıntısını geçiren tek şey azeri tv.
"men seni secmişem pikaçu,
gidesen ceyran saçasan"


:* kafesin kapağını boyamak için söktüğüm halde
dışarı çıkmayan bi kuşa sahibim.
bi anormallik var ama çözemedik henüz..


:* murat cemcir lütfen bizde yaşasın!


:* az önce şeyma'ya da yazdım,
atom bombası yetkililerine sesleniyorum burdan,
biloğumu takip ettiğinizi biliyorum.
lüffen biri kimseye zarar vermeyecek bi atom bombası atsın bizim eve.
böylelikle akşam gelecek evin erkeğine banyoyu dolduran kirli sepetini,
mutfakta temiz tencere kalmamış olmasını,
temizlemek için iki bulaşık makinesine
daha ihtiyacım olduğunu
anlatmama gerek kalmaz.
lüffen!


:* okuyucu, puantiyeli çorap alsana bana (:


:* pilates topunun şişirme pompası 15.90dı,
küçük boy pilates topu + şişirme pompası 9.90.
kazıkladım seni evmanya!




:* zaten yurdum kızı adam gibi bi modadan örnek almaz.


:* keşke küçükken kaybettiğim oyuncağım
annemin vitrininin arkasından çıksa,
sevinsem çok.
anne, bizde neden vitrin yok?!
bize niye almıyorsunuz?!
hep anne modernliğinden..


:* zenginler hapse girince sevinen fakirler mi?
ehehe (:


:* ben o kurtu yirim!


:* burdan envere sesleniyorum,
yatak odasının panjurlarını kapatma!
hala gece sanıp onbirbuçuğa kadar yattım,
daha sabah olmamış diyip diyip.
şimdi gta'da arabam yanmış hızıyla işbaşı yapmam lazım.
tuzak hep bunlar!


:* filtresiz fikriye!
seviyoruz seni, çoook!
iyi ki döndün..
(tamam, aramızda.)


:* en güzel sessizlik,
kar sonrası şehre inen sessizlik..


:* bugünün şarkısı da, popülaritenin kölesi
ama ço eğlenceli değil mi?
bilmiyorum belki benim cemcirgilin murat'a olan aşkımdan ötürüdür.
bizde yaşaaa!






16.12.13 7 yorum

kırdığınız kalp ananızın porselen takımı değil bağyan

iyakşamlar okuyucu!

naber?
ben bi hastanın olabileceği en enerjik limitteyim.

nefes alamıyorum ama kaşım gözüm ayrı oynuyo.
hastalıkla dalga geç deseler
en fazla bu kadar olurdu heralde.

dün kütüphanenin lambasını indirdim,
el yazılı bi halım var altında.
dedim avizeye de el yazısı yazayım
takım olsun.

olmadı.
cam kalemiyle yazcaktım, tutmadı.
azcık porselen gibi bi avizemiş.

sonra aklıma porselen kalemi düştü,
eminönünde fafori mekanım sabuncu han olduğundan
biliyorum orda satılıyo.
tahtakale hobi markette falan,
internetten de alabiliriz.

kalemle porselenleri boyayıp
160 derecelik fırında yarım saat bekletiyoruz.
benim gibi garanticiysen sprey vernik at,
hatta garanticinin de garanticisiysen
yat verniği falan at ölse çıkmasın (:

ben yapmadım daha.
folkart'ın enamels'i de bu işi görüyo,
fırınlamaya gerek kalmadan 21 günde kendini sabitliyo
elimde de çok rengi var
ama fırçayla kalem kadar muntazam olmayacağından
kalem alıp onunla deniycem.

her zamanki gibi önce ecnebilerin neler yaptığına baktım.

adamlar kreatif..


hey kaneviçe!






13.12.13 4 yorum

çarpı işi

melaba okuyucu.
ne tatlı bi cuma, dimi?

evlenince birden olgunlaşmış gibi
burnu havada yürüyen, herkese tavsiyede bulunan,
etrafındaki bekarlara "aa niye evlenmiyosun" tavrıyla yaklaşan,
haspalığın sınırlarını zorlayan bi allahın cezası olmicam demiştim.
olmadım!

bunun karşılığında nene oldum.

olsun, buruşmadığım sürece sıkıntı yok.

elimde limonlu ıhlamur, dizimde battaniye
bütün gün kaneviçe yapıp duruyorum.

ama çok şirinler,
görünce bayılıcaksın.

ben öyle internette bulduğum resimlerden
burnumu ekrana yapıştırarak örnek çıkarıyorum
ama okuyucuma bu eziyeti yaşatamam!
ne pahasına olursa olsun!

şimdi bi tutorial turu atalım,
sonra tek tek yaptıklarımı ekleyip
onların da şablonlarını çıkarıcam
sen de kolaycacık yapıcaksın.

hadi yine iyisin,
hakkımı nası ödiycen bilmiyorum..

şaka be şaka.

en iyi görünen, en dolu şekli bu.
uzun çizgiler, geniş alanlar dolduracaksan
bi tur gidip bi tur gelerek pürüzsüz ve dolu dolu bi görüntü elde edebilirsin.


tek tek kare kare gideceksen de bunu dene,
ama bence üstteki kadar muntazam sonuç vermiyo.
(oov muntazam dedi. tam nene!)


bi de böyle cins cins teknikler var
ama ben hiç kullanmıyorum.
onları da sen dene bana göster, olur mu?





 
;