30.4.13 6 yorum

aaaşık oldum!

allahım şunların şirinliğine bak(:


çekiliş şartını yerine getirmek için
izleyici olup sonra çekiliş bitiminde
izleyici listesinden çıkan
bazı çok zeki(!) arkadaşlara da
hak ettikleri cümleleri kurmuş.

okuyan varsa bi de burdan ben sesleneyim,
yemiyoruz olm haberiniz olsun.

ek olarak beyaz kitaplığın pakedini
hala gönderememiş olmanın
verdiği dangalaklık hissi içindeyim.
bi ay oldu, ben daha gönlüme göre şeyler alamadım.
 gönlüm seçici, ben ne yapayım..




6 yorum

algıda kaçıcılık

dilimde icarus'un bi sözü;
o kadarını da yapmaz dediğim herkes
tam olarak o kadarını yaptı..

kulağımda çook eskilerden bi şarkı;
sting'den fragile.
öyle kırılgan..


görüş açımda koskocaman beyaz bi duvar,
kimseye dokunmadığı halde
sürekli kirlenen.

burnumda kahve kokusu.
ahh herşeyin başlangıcı gibi,
ve herşeyin mutlu sonu.
huzurlu bi uyku gibi,
bütün ihtiyaçları karşılar gibi,
en yakın arkadaş gibi,
beklenip gelemeyen teselli gibi.

elimde bir alyans,
bir klavye,
bir mendil.

hayatımda bi kaos,
hemen geçsin istediğim,
hemen geçecek,
yarın sonlanacak.
bugün uyuyalım,
yarın bitecek..
 

 


 
29.4.13 2 yorum

boğazında acıdan olusan o şey düğüm degil bir küçük kurbağaymış.

 her ahval ve şeraitte
uzun süreli gülümseme sağlayan şarkı.
tecrübeyle sabit,
bunu dinleyerek başladığım gün
acayip enerjik acayip pozitif geçiyo
(etrafında KİMSE olmicak ama)
(hmm kolaydı..)
şimdi senin boğazında bi düğüm var,
yutkunamıyosun
boğazından lokma geçmiyo
uyuyamıyosun düşünmekten falan ya,
işte o düğüm değil
bi neşeli küçük kurbağaymış meğersem!


kendini kandırmak nasıl da rahatlatıcı..


8 yorum

:* öpücükler vol.11

:* blogstarda adaymışım,
oy nası da mutlu oldum okuyucu ^^
bi terazi bloggerın tek istediği şey,
en estetik blog olmaktır sanırım.
deep de en yaratıcı blog dalında aday göstermiş;
kedi canını onun!


:* feridun geri döndüğ!
oy okana benzemişliğini yediğim :)


 :* böyle birine afili afili
"benim olduğum yerde kanun biter ben başlarım"
diyesim var.
ama tırıs tırıs gitmeye enerjim yok.


:* erkeklere sesleniyorum;
hayatlarında bi kez
"şu sıralar zor bi dönem geçirmeyen kız"la karşılaştılarsa
evlensinler.
bi saniye bile beklemeden.


:* öğrenci evinin favori yemeği
margarinli yemektir.



:* bi de margarinin modernleşmesi durumu varmış.


:* uykusuzluktan çalışamamanın ne olduğunu bugün öğrenmiş bulunmaktayım,
ne olur bi yol yorgan gösterin!


:* graham bell olsam
telefon numarası olarak 3 alırdım.
3.
oğ wade vandırful vörld..


:* bazen yaraların o kadar çoğalır ki,
unutursun..


:* beni tezimin biteceğine inandırana
böbreklerimden az kullanılmış olanını vericem.
yok böyle bi eziyet;
böyle bi ümitsizlik yok..


:* bir dizi insanın hayatına bakış açısını tamamen değiştirebilir.
hem de sonsuza kadar.
mesela bi gün leyla ile mecnun izlersin;
hırsızlara olan sempatin artar,
ismail abi gibilerin olduğuna olan inancın.
hayatında ikinci kez türk dizisi izleyen biri olarak söylüyorum ki;
leyla the band takımı,
burak aksak, melül, iskender, dedeler
kralsınız!


:* sienbisie izlerim ama starbaksa gitmem.
prensip meselesi.


:* biri rasim ozana
bağırman seni anlamamızı sağlamıyo desin.
ona diyemiyosa rejiye desin,
sesi kıssınlar.
 






28.4.13 22 yorum

hayat, mükemmel beklentilere karşın dandik gerçeklikler bütünüdür.


bazı gerçekler,
insanın suratına çotank diye çarpar.
hayatın planladığımız gibi gittiğine
kaçımız şahit oluruz ki?

bir hafta sürecek o diyete asla girilemez.

 1.80 gibi süzülen kız
aslında 1.45tir.

"oyy sana çok yakıştı" denen bluz
üstünde battaniye gibi durmuştur.

aman ne romantik diye baktığın kar,
hayatı felç eden bi çamur yığınıdır.

on santim köpüğü olması gereken latte
evde yapıldığında bulaşık suyudur.

farklı görünmeye çalışsak da
çoğu zaman sıradanızdır.

zeki olduğumuzu iddia ettiğimiz her an ise
her zamankinden daha aptal.

hiç bir tarif internette gördüğümüz
görüntüyü vermez.

hiç bir eşya
eve getirildiğinde mağazadaki gibi durmaz.

kuaförün bak seni çok açacak diyerek
saçımıza sürdüğü her boya,
adeta bir ajdar efekti meydana getirir.

dolap sebzeyle doldurulsa,
her akşam salata yicem dense de
en birinci gıda maddesi nutelladır.

doğal sarışın gibi göründüğünü sananların
aslında dibi gelmiş saçları vardır.

maç izlemeyi planlarız,
ama ertem şener'in öğrettiği hayat gerçekleriyle
(bkz: futbolcuların yedi cetleri)
huşu içinde bilgi ediniriz.

çok popüler olduğumuzu sanarız,
ama yalnızlık ömür boyu.

sosyal statü kadınlara yeter diye düşünürüz.
ama sosyal statüsü, eğitimi, özellikleri ne olursa olsun
erkekler öküz olduğu sürece
üç kadından en az biri
mutsuz evliliklerin,
mutsuz hayatların kurbanı olur.

eski sevgili asla unutulmaz.
ama planlanan bu değildir.

reklamlardaki sonucu aldığını sanarak
saçlarını savura savura yürüyen kızın
diğer adı aslında
çalı süpürgesidir.

her dönem başında bu dönem ders bırakmicam denir,
ama ya sadece vizeler iyi geçer,
ya da finaller.

evi itinayla süpürdüğünü sanırsın,
ama anne yerde toplayınca bir ekmek edecek kadar
kırıntı bulur.

sırf siyah diye zayıf gösterdiğini sandığın tayıt
(bkz: tayıt)
 isminin önüne akrep nalan sıfatı ekler..

hayat acımasızdır.
ya da sadece gerçek. 





26.4.13 2 yorum

over the rainbow.. meali: hayat sadece bu kız gibi altı yaşındaysanız güzel. ya da İZseniz.. veya kırmızı pabuçlarınız varsa..

somewhere over the rainbow..
gökkuşağının bittiği yer.
hayallerimizdeki gibi bir gökkuşağını hiç göremeyeceğimiz için,
bize göre ütopya..

 bu şarkıdaki huzura erebilmen için ya altı yaşında olman gerekir,
cobbie talbot gibi.
bi kaç sene önce bilmem kaçıncı yetenek yarışmasının birincisi..
peri gibi; tabi gerçekten peri diye birşey varsa..


ya şarkıyı söyledikten hemen sonra huzurla öleceğini bilmek;
tıpkı İZ gibi:

veya Oz'un Dorothy'si olman gerekir..
gerektiğinde kol kanat gerecek dostların,
aslanın, teneke adamın, hayallerin,
ayağında kırmızı pabuçların olması gerekir..
Judy Garland gibi söyleyebilmen için;
o kadar masum, o kadar istekli,
o kadar hayal sahibi olman gerekir..

orada, gökkuşağının bittiği yerde
küçük mavi kuşlar uçabiliyorsa biz neden uçamayalım..





25.4.13 14 yorum

yediğimiz hamburgerler 14 yıl bozulmayacak kadar kimyasal doluymuş. koy bakalım lahmacunu, iki saat sonra noluyo.




gördün mü haberlerde,
vay anam vay neler dönmüş serhat ya dedin mi
bilmiyorum okuyucu..


amarikanın yuta eyaletinde yaşayan deyvid vipıl,
(resim çekildiği sırada benlen konuşuyodu)
1999 yılında bi hamburger almış.
izlediklerimden anladığım kadarıyla mekdanızdan.
(hayır, bu kanıya mekdanız pakedini gördüğüm için varmadım.
sadece bazen böyle zekiliklerim olur.)

arkadaşlarına ben bunu 1 ay yemesem bozulmaz demiş.
yemicen madem niye alıyon dememişler;
bu amarikanlar bi tuhaf..

sonra iki sene de ceketinin cebinde unutmuş.
bi kişi de dönüp sormamış
olm ceketin cebinde hamburgerin ne işi var diye.
pislik bunlar, adeta cörk.
ovgaddemit!

neyse konu bu değil.
bakmış ki iki sene sonra sadece içindeki turşu bozulmuş;
ben bunu evladiyelik yapayım
saklayayım demiş.
bırakacak mirası yoksa demek ki..

bu arada notere falan onaylatmış,
fişini saklamış.
(bunu anlatırken annem elalem 14 yıl önce aldığı hamburgerin
fişini saklıyo, sen daha
çorabının tekini bulamıyosun konuşmasına başlar diye
öyle korktum ki okuyucu.)

tam 14 yıl olmuş dün,
(bu konuda emre aydıncığımdan bi şarkı bekliyorum)
hamburger hala bozulmamış.

 velhasılıkelam, görmeyenler bunca kimyasalı
nasıl yediğimizi görsün istedim.
 çoluğunuza çocuğunuza ne yediriyosunuz,
bi kez daha ölçüp tartın.

bi de insanın deneyesi gelmiyo mu
alıp baksam ne kadar dayanacak diye?

eyyorlamam bu kadar.
 
 

 
24.4.13 2 yorum

o küller sana uçarr, uçar yine geri gelir belki bana..

ağrılar sızılar içinde amma lakin ki
felaket enerjik bi çarşamba günüyle karşındayım sayın okuyucu.
naber?
 
varsın yaaaaansıııınnn diye uyandım.
sanırım vücudumdaki eziklerin etkisi.
bi kayıp insanınız varsa
bu şarkıyla birlikte söyleyeceğiniz yeni birşeyler var demektir.
bitirdiğiniz ve anılarını dahi yaktığınız
herhangi bir insan ilişkiniz olduysa
ümit dolu bir ümitsizlik içindeyseniz
işte dinlemeniz gereken şey bu.
(bkz: dinlenmesi gereken şeyler uzmanı olarak semmma)
 
varsın yaaansıınn yanar zaten anılaar
kalan külleri kadaar içimde kaalsınn
"o küller sana uçar, uçar yine geri gelir belki banaaa"
 
çünkü ne kadar değer verirsen ver;
anıların kaderi yanmaktır.
senle yanmasa sonraki nesille yok olacak.
ama eğer küllerinden doğmak diye birşey varsa, 
o külleri saklaman gerekecek..





23.4.13 29 yorum

baykuşlu lens kabı yaptım, adını owli koydum, arkadaş olduk, az daha zorlasam evlenirim.

dün bi kendini bilmeme hali sonucunda
sokağın ortasında gece vakti yere yığılıverdim.
sol kolum terk.

ayağa da kalkamıyorum,
bütün gün danalar gibi yattım.
yatarken boş durmadım,
12 tane amerikan servis yaptım.

mal mısın kızım dedim,
senin hiç bi zaman 12 kişilik yemek masan olmayacak ki.
sonra cevap verdim;
olsun biri leke olur, yanar, yırtılır, yedekli olsun.
(yemek yenmicek israille savaş yapılacak sanki üstlerinde)

kalan ufak keçe kırıntılarını kalkıp çöpe atmamak adına
(üşengeçlik değil, valla kaburgalarım acıyo)
türlü çeşitli şekillere sokup
bişiy yaparım ki ben bunlarla derken
üç aydır gözümden çıkarmadığım lenslerim intihar etti.
pıt pıt gözümden düşüverdiler.

deneyip gözlemlediğim bişey var ki
lensleri çıkarınca rüyalarımı bulanık görüyorum.
ve bu katlanabileceğim bi durum değil dostum!
sadece rüyamda görebildiğim şeyler var benim,
ya bulanık görüp yanlış yorumlarsam?
yoo bayım yoo dedim ve beynimde bi ışık çaktı.

anaların çocuklarına fıstık diyip bezelye yedirme çabaları gibi
lens kabımı kendime sevdireyim,
onun da bi kişiliği olsun,
yazıktır diyip boyadım yapıştırdım.


hayır, mod podge herhangi bişeyime burnunu sokmazsa
o iş yolunda gitmezdi.


nereye varacak bu boş beleşliğin sonu,
hiç bilmiyorum..




6 yorum

bahar geldi de ne oldu?


hayır, ne oldu yani?

bi demet papatyayla karşılanmışlığın var mı?
papatyayı geçtim,
sordum sarı çiçekle de olsa
karşılanmışlığın var mı?

bir allahın kulu da
gel sana bahar kahvaltısı hazırladım,
bak yaşasın nutella var,
ohh kuşlar çiçekler dedi mi?

sokakta çiçek açmış ağaçlara sırıta sırıta baktın da
birine su verdin mi allaşkına bi söyle.
hiç aklına geldi mi? he?

kış makyajından, smokey gözlerinden vazgeçebildin mi?
bugün de pastel pastel,
zarif zarif, bahara yakışır çıkayım dedin mi?

bi çilekli bahar tatlısı yapıp
komşulara dağıttın mı?


tuzlu eriğe düştün mü?
iğde çiçeği, ıhlamur, sümbül kokladın mı?
 yüzünü güneşe dönüp rüzgarı karşına alıp
elindeki beş yüz sayfalık kitaba gömüldün mü bitirmek üzere?

sevdiklerinin gözlerinin içi parlasın diye
herhangi bi çabada bulundun mu?
sana sezen cumhur önal ol demiyorum,
olma zaten öyle romantik falan ıy.
başka yolları var yani.

yok.
anca bahar geldi cam silelim,
bahar geldi zayıflayalım,
polenler kaşınıyoruz,
kara sinekler vızvız.

olmaz canım, olmaz yavrucuğum.
bahar sana gelsin diye değil,
sen başkalarına götür diye var.


12 yorum

paint terk. hiç gülesim yoğudu (:


dün hızlı bi düşüş yaşayıp
tüm geceyi ağrılar içinde geçirdikten sonra
hayatımın kalanını nasıl geçirsem diye sorgulamaya başladım.
ve cevap, elbette ünlü türk filozofu nihatcığımdan geldi.

adam kendi afişini kendi yapacak kadar halktan biri!

hayatımın geri kalanını muş'ta geçirip geçirmeme kararım
25. dönem seçimlerine bağlı.
kaç yaşındasın sorusuna muş cevabı vermek istiyorum.

resmi keserken oluşturduğun tırtıkların olayım!

o bişey değil de,
bu dönem oyları kime versek sorunsalı ortadan kalktı.
nihatcığım adayken kim düşünür ki?
hadi şimdi dünya barışını sorgulayalım.



22.4.13 8 yorum

bir of çeksem kütüphanede isyan çıkar



okuyucu!
naber?
sesin soluğun çıkmıyo bakıyorum.

 valla benim de çıkmıyo,
çıkamıyo.

okulun kütüphanesinde bireysel çalışma odası diye
bişeyler keşfettim.
üç yıldır bilfiil çalışmaktayım
hala göz önündeki şeyleri "keşfedebiliyorum" ya,
helal olsun okula olan ilgime..

neyse,
üstüne yazmışlar akademisyenlere özel falan diye
gittim görevliye verdim kimliği
abi dedim çek bana bi anahtar, acılı olsun.
oov nası da çalışırım diye girdim içeri.

insan önce bi düşünür,

neden bireysel, ne kadar bireysel.

ses yok,
hava yok, ışık yok.
sanırsın ki vatikan gizli dosyalar birimi.
totalde bi metrekare alanın içine sıkışmış durumdayım.

nefes alsam dışardakiler rahatsız olacak sanıyorum
inanır mısın şu yazıyı
klavyeden ses çıkmasın diye
harflere nasıl yavaş, nasıl sakin basarak yazıyorum..

defteri açıyorum,
dışardaki masalardan öhöm öhöm sesleri geliyo.
kalemin ucu bitse çıtçıtına basmamak için
ondan sonraki kısımları aklımda tutmak zorunda kalıcam.

hayır, girerken görevliye de artizlik yaptım
"kaça kadar çalışabiliyoruz dokuza kadar falan açık dimi" diye.
kadın gece 12ye kadar diyince
bi e anca yeter zaten bakışı attım.

aklım dışardaki masalarda,
bi masada yirmi kişi halinde oturup
dip dibe çalışanlarda.
samimiyet istiyorum, ses istiyorum,
tam konsantre olmuşken gerinip sandalyesini gıcırdatan
kütüphanede olduğunu bilemeyip
cak cak sakız çiğneyen kıza bile razıyım.

akademisyenliğin ağzına tükürsünler.
ne varsa öğrencilikte var..




21.4.13 16 yorum

leditbii, leditbii, leditbiii!


bırak olsun der beatles.
olmasına izin ver..
 
 
burdan bazı şeyler olmasın,
gerçekleşmesin, zorlaşsın diye kasan insanlara sesleniyorum;
bi çakarım var ya.

önce john lenınla birlikte vokal yapıyoruz: "uuuu"
sonra bi gülümseme,
bi başı dikleştirme hali,
kimilerine "sen konuş, ben hallederim işimi,
istediğin kadar engel ol, doğrusu bu" bakışı
ve ardından hak edilen ünlem;
laheyya!

bu aralar anlaşılmaz olduğumun farkındayım okuyucu.
tekerime taş koymak isteyen bi insanla ilk kez karşılaştım hayatımda,
bocaladım.
(bkz: tekeri olmak)
 
üstü kapalı yazılar yazdım,
derdini anlatamazlıklar içinde sıkıştım,
çıkıp "olm sen neden böyle yapıyon" diyemedim.
ben onun ağzını burnunu dağıtırdım da
ah damarlarımdaki asil ingiliz kanı..

bıktın benim serzenişlerimden, biliyorum.
adeta bi audrey oldum ben,
adeta bi tüm öğünleri tiffany'de yeme hali.

kestim zırlamayı,
inan ki çok zarifim.

gideyim de portakallı pekin ördeği yapayım.




5 yorum

hayat mişli geçmiş zamanda öğrenilenlerden ibaretmiş.

bazen insanın olmayan şeylere
inanası gelir.
inatla, ısrarla aslında öyle değildir diye düşünesi.
 yapmayın bunu, vazgeçin.

ben az önce vazgeçtim mesela,
şimdilik bi değişiklik yok ama
uzun vadede iyi olucam.
çok iyi olucam, biliyorum.

önemsemiyosa karşındaki,
illa beni gör, umursa, önemse demenin
kimseye faydası yokmuş.

içinden gelmiyosa bişeyler,
 onun dışını istediğin kadar sarıp sarmala,
bi manası yokmuş.

yinelemek hiçbişeyi değiştirmezmiş.
aynı şeyi tekrarlamak anlamaya,
anlamak çözmeye yetmezmiş.

 bakması gereken yere bakmıyosa,
karşındakinin gözü kulağı olmaya çalışmak
sana sadece
"kimse kimsenin hiçbişeyi olmaz" dedirtirmiş.

ahh ne varsa eskilerde varmış,
ajda, nilüfer, semiramis ne kadar tatlıymış..

bazen nezaketen hayır denirmiş,
bazen bencillikten.
bazen de basit bi hayır
"seni hayatımda istemiyorum" demekmiş kısaca.
anlamak lazımmış.

sevilmediğinde, istenmediğinde,
"önemsenmediğinde"
ısrar etmemek gerekiyomuş.

insan bi dönüp kendine sormalıymış,
önemsenmeye değecek kadar değerli miyim diye.

ben seviyosam illa o da beni sevmeli dememeliymiş.
o da seni sevmezmiş okuyucu.
anlamak lazımmış.
eyyorlamam bu kadar.



20.4.13 4 yorum

ağaçlar kök salınca, hepsi göğsüme batınca, tek odalı kağıttan şatomda uyanırım belki..

hayatımın arka planında sürekli dönen şarkı.
erdem yener o kadar güzel belki bir gün diyo ki,
deli gibi ümit edesim geliyo..
belki bir gün,
belki bir parça akıl bulunur bir yerde,
belki ölmeden insan olunur..
klip de ciddi bi dehanın eseri.


 beeelkiii
biiirr
güün..


 
 
12 yorum

bu velet tam olarak benim olmalıydı!


tarzını yidiğim!

edit: açıp açıp bakıyorum,
allahım çantasına falan bak..
sevgi fışkırmasından ölebilirim!



19.4.13 2 yorum

lemon tree! tap ta ra ree rap ree rap tap tap ta ta ree rap ree rap rap rap tap teep dee dap..



i'm turning my head up and down
i'm turning turning turning turning
turning around!
bu şarkı ne diyo biliyo musun okuyucu?
sakinim, huzurluyum, mutluyum, neşeliyim
hava mis gibi diyo.
fool's garden iyi ki var diyo,
 74 model bi arabada,
güneşli bi günde,
kocaman güneş gözlüklerini tak
ve rüzgara karşı bas gaza diyo.
(böyle bi şarkının ismail yk çağrışımı yapmasını kınıyorum.)

dedim ki bugün kendime ben;
kim ne derse desin,
kim ne yaparsa yapsın,
kim ne kadar kırarsa kırsın boşver.

hava güzel,
iyi dostların var kalbini mutlulukla dolduran,
güzel şarkılar, güzel olaylar,
güzel ayakkabılar var, daha ne olsun.

ağlak halil sezai bakışlarımdan
yuri bilge depresyon hırkamdan
etrafımdakilerin negatif enerjisinden sıyrıldım,
bundan sonraki tüm vakitleri kendime ayırdım.

bu arada dilimde lemmon tree vardı,
okuyucu da dinlesin azıcık gülümsesin dedim.
gülümsicesin!
çabuk!

 




18.4.13 31 yorum

öyle bi üzgünüm ki. ne biçim de.

bi insan aylar geçer de aynı halde olur mu?
olurmuş demek.


nasıl bi üzgünlük içindeyim
anlatamam okuyucu.

(bu arada, yazılarımın büyük çoğunluğu
"anlatamam" kelimesinin
farklı cümlelerde kullanımıyla dolu.
napıyorum ben allasen? anlatamıyosam işim ne olm?!)

iç sesimle dış sesim
bildiğin kavga ediyo.
hayır azcık yüz versem haspalara
saç baş birbirlerini yolacaklar.

 neyse allahtan çok cool davranıyorum da
gazetelere 3. sayfa haberi olmadım henüz,
"şokşokşok flaşflaşflaş!
kendi kendiyle kavga ederek
sağ eliyle sol yanağına tokat atan kızın iç acıtan dramı!"
şeklinde.

bi de üstüne hastalık, boğazın yırtılması,
sinüs ağrısı,
yağmurun yağmaması,
eylülün çoktan bitmesi..
(ki bi insanı
en çok bu son ikisi yıpratır zaten,
evet.)


velhasılıkelam
(ooov ne dediii!)
 öyle bitkinim ki,
keşke şunlar olsa da kendimi iyi hissetsem temalı
bi wishlist hazırlamak istesem
maksimum bir maddelik olurdu;
ikinciye geçmeden havada sönen balon gibi
 pıss diye söner kalırdım.


17.4.13 3 yorum

birlikte ölecek miyiz?

her güzel başlayan şey
acı bir sona mahkumdur.
geçirdiğin güzel vakitler, okuduğun kitaplar,
mutlu olduğun zamanlar,
en önemlisi verdiğin sözler
zamanla unutulur.

insan kendini
hiç istemediğine alışırken bulur.

bi ümit;
"hadi beni biraz heyecanlandır,
yüzüm gülmüyor çoktandır" der.

ama gülümsemelerinin
anlık olduğunu bilir.

tekrar mutsuz olmamak için
söz ister insan.
"söz ver, durma öyle bana söz ver.
bakışına kanmam artık söz ver,
çok zor soru değil bu,
hadi çöz ver..
birlikte ölecek miyiz?"

garanti ister,
kendi hayatına karşılık koca bir hayat.
yaptıklarına karşılık mutlu edilmek.
ömrünün kalan her saniyesi için
onun kalan her saniyesi.
ama bilir,
o gelecektir,
belki çok sevecektir,
ama zamanı gelince gidecektir..

kalbinde bir keşkeye daha yer yoktur.
onun tek istediği, birlikte ölmektir..


söz vermek,
bi insanı hayal kırıklıklarından
kurtarmaya yeter mi okuyucu?
"söz" demek söz vermeye yeter mi?
insanların hayalleri, istekleri, vazgeçtikleri
üç harfe sığabilir mi?

hayır.

ne kadar söz verirsen ver, herşey biter.
insan kendini
"bana bitmeyen bir tek şey söyle,
söyle sonsuza inanayım"
derken bulur.

16.4.13 10 yorum

illa kaybedicen dimi? aferin.

bazı insanlar hayata eksi üçten başlar.
ellerinde hiçbişey yoktur,
tırnaklarıyla kazıyıp gelirler bulundukları noktaya.

bazı insanlar da
illa elimdekini kaybedicem,
umrumda da değil diye tutturur.
anlatamazsın.
senin önemsemediğin şeyler
başkası için çok önemli olabilir,
elindekinin kıymetini bilmek bi erdemdir,
yapma böyle diyemezsin.
çünkü dinlemez.

yük olmamaya çalışırsın,
etrafındaki KİMSENİN yapmayacağı şeyleri yaparsın
gönlünden kopa kopa.
içinden gelerek, sadece o mutlu olsun diye.

sonra görürsün ki senin ne mutluluğunun önemi varmış,
ne fikirlerinin,
ne de ağzından çıkacak iki kelimeyi
dinlemeye takati varmış karşındakinin.

sen üç dakka bile etmezmişsin
ona harcadığın onca vaktin yanında.

bazı insanların burnunun diki vardır,
etrafındakiler bir "insan"mış gibi davranmazlar.
burunlarının dikine giderler,
gösterdiği yönün mutsuzluk olduğunu bile bile.

keşke yapmasalar böyle..
kıymet bilmek bu kadar zor olmamalı.



 
;