30.3.13 90 yorum

nişanlandım, çok iyi oldu çok güzel iyi oldu tamam mı?

evet okuyucu,
senin de daha önceden bildiğin
(ve bir kısım için beklediğiniz) 
üzere nişanlandım.

bunu bu sabah elimde yüzükle uyanınca farkettim.
detaylar bi sonraki postta demiştim,
o bi sonraki post işte tam olarak bu.

sabah erkenden kalktım,
bir kuaförün acımasız ellerine
kendimi teslim ettim.
hayatımda yaptığım en kötü işlerden biriydi.

ben pamuktan yapılmışım okuyucu.
bildiğin beyazım. böyle bembeyaz.
sunta gibi fondötenleri yüzüme sürdükçe
ağlayasım geldi.
kendimi yerlere çalasım geldi.
sonra oturup ağlamadım mı? ağladım.
 hem de dakikalarca..

kuaförlere eğitim verirken
"yapma denilen şeyi ısrarla yap" şeklinde bi ders var sanırım.

ben diyorum şehlayım.
gözümün altını böyle çizersen çok belirgin olur
gözlerim kayıyo gibi olur.
ortadan başlama.
yok.
bildiğini okumak yaptığı en iyi iş.

ve en tuhafı ne biliyo musun okuyucu?
geçen hafta ben makyajın provasına gittim,
aman yarabbi kendime aşık oldum.
allahım dedim neler yaratıyosun.
aynı makyajı nişan günü
iki buçuk kat fazla paraya yaptı.
ama sanırım en kalitesiz malzemeyle.
zira tebeşirle boyansam daha güzel olurdum.
hatta boyanmasam çok daha güzeldim.
kağıt mendillerle yüzümü kazırken
"bu en kaliteli porselen malzeme,
asla çıkmaz" cümlesinin de
nasıl bir yalandan ibaret olduğunu anlamış bulundum.
ama o sildiğim kağıt mendilleri
götürüp kuaföre yedirdim mi?
hayır.
arada öyle ingiliz asilzadeliklerim vardır.


güya saat dokuzda beni bekleyen moda evici
saat on bir buçukta gitmiş olmama rağmen
düğmeleri diktirmemiş,
ütüyü yaptırmamıştı.
kırk beş dakika bekledim.

beklemek problem değil,
dış mekan fotoğrafçısını bir saat on beş dakika bekletmiş olduk.
bize ne kaldı çekim için?
sadece kırk beş dakika.

hayır dedim.
moralini bozma.
tamam, ağlayıp maymuna dönmüş olabilirsin.
hepsi geçti.
mutlusun, bu seni güzel gösterecek tek şey.

gittik, kırk beş dakikamızın içinde
ennfes fotoğraflar çekindik,
çok eğlendik.
arada mızıksak da dönüp baktım,
gülmediğimiz, eğlenmediğimiz,
mutlu olmadığımız tek kare yok.

yağmur yağmadı!
bunun için dua eden herkese sonsuz teşekkürler.
en birinci biz olduk!

eve geldik,
ay zayıf görünelim diyen gelin damatların aksine
dana gibi yemek yedik.
misafirlerden köşe bucak kaçtık,
allam saat beş olsa da gitsek de
şu merdivenden bi düşmeden insek de
şu gece bi bitse diye dakika saydık.

bu arada gidip gelirken
tarlatanla arabaya binmenin hiç de zor olmadığını farkettim.
üstelik ne kadar da kuyruğum vardı.

gelinler!
ne kapris yapıyonuz oğlum?
şımarmayın.
gayet rahat bişey o.
yok eteğimi kaldır yok kuyruğumu tut.
bundan sonra gözünüzün yaşına bakmam.

evden çıkmadan minnak'a sordum
beni başkasına kaptırdın
üzgün müsün coyi dedim,
gözleri herşeyi anlattı.


neyse, herkes aşk acısı çekebilir.
salona geldik.
masaların hazırlanmış,
ilk servislerin yerleştirilmiş olduğunu gördük,
içimiz rahatladı.

yedide başlayacak organizasyona
bazı misafirlerin neden bizden önce
saat beşte geldiğini anlayamadan
ön çekim yapmaya çalıştık.

ve yine o misafirlerden çekindiğimizden
ağzımızın tadıyla bi çekim yapamadan
gelin odamıza çekildik.

tam bi çekilme olamadı,
o kısımda da anlayamadığım konular döndü.
insanlar mı garip yoksa ben mi,
tam bilemiyorum henüz..

ve gelin odasında ne gördük?
bi sor ne gördük?
bu yaşıma kadar gördüğüm en ince davranışlardan birini..

her derdimde yanımda olan,
bana tavsiyelerde bulunan,
çocuğuymuşum gibi sabırla dinleyen,
yüzümü güldüren,
hiç görmediğim biriyle de kardeş olabileceğimi öğreten
eşek sıpası zeynep
(gülsüm hanımcığım, sizleri tenzih ederim)
bana beynime glikoz gitsin diye
dünyanın en tatlı hediyesini göndermiş.

var mı böyle özenli, düşünceli, ince,
akıllı, zeki, güzel, esprili insanlar deme.
sözlüklerde bunun için başlıklar açma.
zeynep var!
ama benim. nıhaha!

gözlerimi dolduran kart,
daha önce yine beni mutluluktan ağlatan
bir diğer kartının yanına itina ile tutturuldu.


(yazar burada zeynep'e sesleniyor)
sen dün bana
etrafımdakilerden düşünmesi gerekenlerin düşünmediği,
hiç beklemediğim bi incelik yaptın.
sadece terazi olduğun için
bu kadar ince olmadığını biliyorum.
çok teşekkürler,
defalarca teşekkürler..

sen bu bloğun bana kazandırdığısın.
çok teşekkürler..
insanlığını gösterdin,
helal et!


takı töreni yapmadığım için çok mutluydum.
yapmayın öyle şeyler,
kuyruğa gerek yok.
insanları yemeklerinin başından kaldırıp
ayakta bekletmeye gerek yok.
bana takı takın diye beklemeye gerek yok.
vardır elbet herkesin bi bildiği, yakıştırdığı...

tabi bu arada yemeğinin başından sadece ayağa kalkıp
bi hayırlı olsun demeyi çok gören insanların da
var olduğunu bilmek paha biçilemezdi,
öğrendiğim iyi oldu.

ayrıca işin şöyle bi çok güzel tarafı var.
 özenerek seçtiğin, yanında olsun istediğin
ve seni kırmayarak gelen insanların
hangilerinin nezaketen
hangilerinin seni mutlu etmek için geldiğini rahatlıkla anlayabiliyosun.
kimilerine gözün kaydığında
nazar olmasın diye seni okuyup üflerken görüyosun,
kimilerini kıskançlıkla incelerken,
kusur ararken.

he kıskanılacak bi tarafım mı vardı?
hayır.
ama insanlar tuhaf..


ben şanslılardanım okuyucu.
kalan hayatımı rahatlıkla geçirebileceğimi düşündüğüm
bana her seferinde sevgiyle baktığını gördüğüm
bi adamla evleniyorum.

benim için tüm imkanlarını seferber eden bi babaya,
en iyisi benim olsun isteyen bi anneye,
doğduğum andan itibaren
tek bir an bile yalnız hissetmememi sağlayan iki dedeye
(ki sanırım kendileri bana hayatın en büyük hediyesi),
öğütleriyle beni sakinleştiren bi babaanneye
(kadın sabır taşının can bulmuş hali),
yüzümü güldüren bi anneanneye,
hayatımı sahiden kolaylaştıran bi halaya,
yenisi gelse de yeri hep ayrı olacak olan
evin oğlu, en birinci eniştesi,
hatta ailenin en sakin erkeği zafer enişteme,
etrafımda peri kızları gibi uçuşup
her ihtiyacımı anında gören kuzenlere,
 dilinden benim için duası düşmeyen bi dayıya,
o varken bana bişey olmaz ki dediğim bi amcaya,
 nefsime hep doğruyu gösteren bi yengeye,
zeynebe,
şapşal da görünsem
tüm samimiyetleriyle bana prenses muamelesi
yapan akrabalara sahibim.
hele sabah benle kuaföre gelmiş olanı,
senin melek kanatların var!

ömrümden eksik olmasın dediğim
dokuz dostum var.
 yalnız bırakmayan çok yakın arkadaşlarım da var,
arkadaşlarım da.
onlarca.
ama dokuz dostum var.
eksik olmasınlar allahım, ne olur..

tüm bunlara sahipken
artık insanlardan incelik beklemeye ihtiyacım yok.
neden düşünceli davranmadılar diye sorgulamam yersiz.

çünkü bana ince davranan,
mutluluğumu isteyen,
yüzümü güldüren,
çoğu insanın sahip olmadığı
maddi ve manevi pek çok şeye sahip olmamı sağlayan
onlarca insan var.
ne fazlasına ihtiyacım var,
ne eksiğinin yoksunluğunu hissetmeye yüzüm.

ben çoğunuzun hiç bilmediği kadar mutlu,
kocaman bi ailenin çocuğuyum.
belki çoğunuzun hiç karşılaşmadığı kadar
iyi niyetli ve ahlaklı bi insanın eşi olmak üzereyim.
ve nefsimle çoğunuzun hiç girmediği kadar
bunlara layık olmaya çalışma çatışmasına girmiş bulunuyorum.

dediğim gibi,
ben şanslılardanım..

elime sadece bir yüzük takmış değilim,
çok şey öğrendim.

biliyorum sıkıldın,
bu post çok uzadı.
onları da bir neler öğrendim postuyla
engiiin tecrübeler sonucu olarak yazarım.
duaların için teşekkür ederim okuyucu.
 yanımda olduğun için..

tüm streslerimden arındırıp
beni sultanlar gibi ağırlayan
sultan sarnıç ekibine de teşekkür ediyorum,
son dakikada beni doyurmaya çalışan
garson kıza da.

gelemeyip arayan, çiçek gönderen,
keşke yanında olsaydık diyen herkese
özellikle şu çiçeği gönderenlere çok teşekkür ediyorum;


 çiçeğe ne sıkmışlar bilmiyorum ama
odaya her girdiğimde
temizlik reklamlarında
perdelerin kokusunu alıp ortada dönen kadına dönüşüyorum.

 oh la la!

yüzüğüme sarılayım da uyuyayım.




27.3.13 46 yorum

bkz: nişanlanırken tek stresi yağmur olan kız



geri sayım başladı okuyucu.
yarın nişan var.

sabahın köründe kalkılacak,
makyaja gidilecek,
makyajdan alınılıp moda evine,
ordan fotoğraf çekimine.

o arada hiiiiiç bişeyciklere stres yapılmayacak,
dünya üzerinde tüm istekleri tamamlanmış
tek bir gelin bile bulunmadığı gerçeği
göz önünde bulundurulacak.

ters giden durumlara amaan nazarlık denecek,
itinayla gülümsenecek,
sürekli dik durulacak.

er kişi havalara bakmaması için uyarılacak,
 teşekkür kartları unutulmayacak.
açlıktan ölünmeyecek.

buraya kadar herşey tamam,
peki ya yağmur yağarsa?!

ömrüm boyunca o kadar yağmura aşığım dedim,
o kadar çok nolur allahım
kurudum yağmur yağsın dedim ki
bu bana bi işaret olmalı.

dua et okuyucu,
nolur yağmasın de.
zira yağarsa bu yılki çizgi modasına
yüzüme zebra havası veren rimel yolaklarımla
iştirak edeceğim.

bi de merdivenden düşmeyeyim,
buna da dua et bak.

yarın gece yarısı
senle detayları paylaşırım okuyucu.

öperim :*



26.3.13 4 yorum

öpücükler vol.9




:* ne zaman televizyonda amerikan polisi görsem
"lanet olası ellerinizi havaya kaldırın lanet olası lanetler"
diyecekmiş gibi hissediyorum.
demiyosa,
kesin başka milletten bu gibi bi hissiyat doğuyo içime.


:* umut'un montu
otisabi'nin paltosunu döver.

:* müzik yapmayı bırakan gruplar o arada napıyo?
emlakçı falan mı oluyo?
kargo falan mesela,
senelerce albüm çıkarmayınca
o arada ne yiyo ne içiyo?
 çok merak ediyorum okuyucu.


:* elf gözlerin neler görüyor legolas?


:* bi de evim şahane diye bi program var.
felaket sıkıcı ama
böyle eve, ev eşyasına çok meraklı olduğumdan
arada bakıyorum.

adamlar tadilat yapıyo, dış ses anlatıyo.

yalnız sadece ses olsun diye anlatıyo.
yapılan işten çok aletlerden bahsediyo.
"şarjlı tornavidayla vidaladı,
maket bıçağıyla kesti,
eliyle düzeltti, ağzıyla konuştu."
amacı çözebilmiş değilim..


:* ama öğrendiğim bişey şudur ki
güzel bi ev için üç şeye ihtiyacımız var:
- evin havasına hava katan orta sehpa
- sudan etkilenmeyen yer döşemesi
- niş.


:* hayatımda bir kez bile
silgimi kaybetmeden sonuna kadar kullanamadım.
okul da bitiyo,
içimde ukte kaldı.


:*  ukte ukte gel bana, senden gayrı el bana.

  
:* bence bizim sorunumuz
hala zamanımız var sanmamız.
bi gün geç kaldığımız için o kadar üzülücez ki,
etrafımızdaki herkes bizi teselli etmek için
geç kaldığında çotank diye beynimize inecek.
keşke böyle olmasaydı demek için de
çok geç kalmış olucaz.
koşun bence.


:* ehehe benim yeni annem babam var ki.




:* alışveriş listesi:
-eggies yumurta haşlayıcı
-tupperware hünerli ikizler
-ikea 30lu paket mandalı
-lolibuz


:* dinleeğ rüyaaların her gün
aaynı
olmayacak!



17 yorum

oyyi! çok tatlılar (:


benim de böyle peşimden
fıtı fıtı koşan civcivlerim olsa
ne olurdu?!

anne bizde niye yoh,
bana niye almıyorsunuz?

çok istedim okuyucu, çok istedim.




25.3.13 14 yorum

eski birşey mi var hayatımda?

eskidik mi okuyucu?
eskidim mi?

kendimi bi süredir yaşlı, yorgun, eski hissediyorum.
ve bu arada bazı şeyler keşfediyorum.

mesela dünya üzerindeki insanların çoğunu birleştirebilecek bi duygu;
tekrar çocuk olma isteği.
çünkü çocukluk eskimez.

içinden sürekli şeker çıkan
kocaman dede cebi eskimez mesela,
senin de içindeyken fotoğrafının olduğu..

fırından yeni çıkmış ekmek alıp
koşarak eve giderken aldığın koku da eskimez,
arkadaşının annesinin eline tutuşturduğu salçalı ekmek de.

uyandığın öğle uykuları,
beyaz babaanne çarşafları,
kolalı önlük yakaları eskimez.
demode olabilir belki, ama..

anne kucağı eskimez mesela.
 sana sarıldığında, tüm savunmaların ortasında gibi hissedersin.
kazık kadar olsan,
evlenmek üzere de olsan o hep aynıdır.
onun için sana yapılan herşey eksik, herşey özensizdir.
o her zaman, etrafındaki herkesin
hayatını sana onun kadar adamasını ister.
hisleri, düşünceleri ne kadar değişirse değişsin,
 anne kucağı eskimez.

ağzın leblebi tozuyla doluyken
yusuf diye bağırmaya çalışmak eskimez.
adam olacak çocuklar hiç yaşlanmamıştır.


oğuz-aykut-rıdvan'a hayran olmak,
sokaktaki kola kutusuna rıdvan gibi çalım attığını sanmak,
hiç sahip olamadığın çantalı monami pastel boyalar eskimez.

bir avuç miskete hayallerini sığdırmak,
senelerce sakladığın kokulu kağıtlar,
simli kartpostallar, yeni duyulmuş şarkıyı yalan yanlış söylemek eskimez.
şimdikilerin dudak büktüğü napoliten çikolata,
her zaman çocukluğun ulaşılmaz çekmece çikolatası olarak kalır.

belki onlarca dövme yaptırırsın,
belki ellerini kollarını mücevherlerle doldurursun ama
hiç bir süs, kiremitle yaptığın kına kadar
güzel hissettirmez sana.


tsubasa'nın gollerine sevinmek,
candy'nin kimsesizliğine ağlamak,
monçiçilerin mutluluk fabrikasıyla gülümsemek eskimez.
gerçi sonradan monçiçilerin hayalimizdeki görüntüsünü
zekeriya beyaz kapladı,
orası ayrı bi konu.

bazı şeyler eskimez okuyucu.
yerini saçma sapan şeylere bıraksa da
hep oradadır.

nüfus cüzdanın eskir,
kalbin nasır tutar,
göz altların torbalaşır.
ellerinde derman kalmaz,
saçlarının rengi eskir.
ama bazı şeyler eskimez..

20.3.13 20 yorum

bugün yoğum bakın

naber okuyucu?
 
ben olm bak git kadar çöpçüyüm.
üç gün içinde on kilo kadar
yımırta kabuğu, çay ve kahve posası biriktirmem lazım.
 ( aa ha! kahve içmek için bi neden daha!)


28 martta yağmur yağcamış,
şirin ediger kadar grumpyyim.
nası çekincez olm biz dışarda fotoğraf?!
 
 
bi dolu ihtiyacım varken
sabah gittim çiçek aldım,
babet aldım,
tupperware'in hünerli ikizlerinden aldım
büyük bi mutlulukla.
deprem vergisini duble yola harcamış
hükümet kadar müsrifim.
 
 
ek olarak dün markafoni'de iki tane kek kalıbı gördüm,
ihtiyacım yok dedim
sonra alırım dedim kapattım.
aşığım okuyucu!
 
şimdi tekrar baktım da,
tükenmiğş!
emre aydın kadar bunalımdayım!

bi kek kalıbı bi insanı sanırım en fazla
bu kadar mutlu ve bu kadar mutsuz eder.
ama allaşkına bi bakar mısın ne kadar tatlıydı oysa..
 
kim aldıysa umarım ilk denemesinde yanar.
tamam,
sonrakiler çok güzel olur inşallah.
(ama bu emre aydın değil ismail yk oldu) 
 

önce gülüp sonra eksiyi basan
sözlük yazarı kadar da bencilim ayrıca.
koca bi kupa kahveyle içeri girdim,
dönüp odadakilere sormadım bile ister misiniz diye.
içerken aklıma geldi.
gerçi öbür elimde de bi poşet dolusu küflü çöp vardı,
şükretsinler.
 
 
monk kadar takıntılı,
günde on litre su içtiğimde akrep nalan kadar şiş,
saadettin teksoy kadar araştırmacıyım.
 
bi saatte on altı yayın okudum,
bence tezimi sırf yayın okuma hızım üzerine bile yazabilirim.
 (bkz: bilim dünyasında sığır açmak)
 
 
 daha çok yazayım,
daha çok anlatayım hiç biriktirmeden istiyorum.
ama çamlıca, altunizade, köprü kadar
yoğun günler geçiriyorum.
 
geçsin de,
saçmalarım yine ben.
(herkes de beni bekliyodu zaten..)
 
 
 
 
19.3.13 6 yorum

vee leyla the band yayında!

türkiye'deki dizi anlayışıyla dalga geçercesine
en iyisini yapan adamlar
bi de müzik gruplarını ti'ye alırcasına
müzik grubu kurdu.
leyla the band!

resmen işimiz bu değil ama
en alasını yaparız demek değil mi bu?

çok iyi oldu çok da güzel iyi oldu taam mı.

şimdi ben kendilerine çok aşığım,
objektif yorum yapamicam tatlım.
ilk klipleri yokluğunda ile başbaşa bırakıyorum seni.

loopa al.
yüz kez dinle.

şiiimdii vazgeçeerseen geriyee döneceeksinn
gitmee
kaybedersen,
daha çok
seveceksiin..



vokalde ali atay,
klavyede hırsız yavız,
bas gitarda içmayil abi,
davulda ONUR ÜNLÜ!
(ki bu, nadir büyük harfli yazılarımdan biridir.)

iletişim adresleri de
ismail@leylatheband.com


öperler!




23 yorum

patates kabuğu, havlu kenarı, kremalı pasta, nihale, küpe. ne ararsan var. g'mornin!

g'mornin okuyucu!
naber?

ben çöp topluyorum.
ebet, bildiğin çöp.
okula götürüp tea kompost yapılmak üzere
apartmanı muhtelif saatlerde gezip
"hatice abla, yumurta kırarsanız
kabuğunu falan bana verin.
meyve sebze kabuğu olur,
çay dibi olur.
atmayın olur mu?" diyorum.

insanlar tuhaf tuhaf bakıyolar.
hmm demek ki çok okuyunca
kafayı çiziyo bunlar algısı oluşuyo.

sonra saçlarımdaki kırıklara
tek tek isim veriyorum.

garip garip çorbalar yapıyorum.
onların türk mutfağında piştiğini görse birisi,
beni türkiye'den kovar yeminle.

bi gideyim istiyorum.
kuala lumpur olur,
hindistan olur,
fiji adaları bile olur.
böyle çok değişik bi yere gideyim
ne biçim de farklı olsun.


 bi tuhafım.
 olm havlu kenarı yapıyorum daha ne olsun.
havlu kenarı yapan kız mı kaldı?
 böyle oturuyorum
canım sıkıldı ya dur bi havlu kenarı yapayım diyorum
kalkıyorum dantel boncuk bilmem ne döküyorum ortaya.

 ama bazen çok güzel şeyler de yapıyorum,
bak böyle.



 pembesi bile var(:

iyi ki mutfak denen bi yer var.

sonra evin yüzünde dolaşıp
eşyalara bakıp
bişiy yaparım ki ben bunla diyorum.
nihaleden küpe organizerı yaptım,
çok iyi oldu çok da güzel iyi oldu taam mı?





bu boş beleşliğin sonu
nereye varacak bilmiyorum okuyucu..

o bişey değil de;
patates kabuğu falan var mı?






 
2 yorum

bu gecenin ninnisi

naif, kırılgan, zerafet dolu bir jehan barbur şarkısı.

"gidersen bana da bir dengini yolla"
diyebilecek kadar alaycı,
"dinerse gözyaşın beni de ağla"
diyebilecek kadar acılı,
"gideceksen durma"
diyebilecek kadar kararlı.

belki de gitme demek istiyordur,
kimbilir..

 

18.3.13 11 yorum

bkz: yapacağı tek şey uyumakken tu du list yapan insan

ebet.
ta kendimim.
not alıyorum,
umarım yarın sabah hatırlarım.

- daha fazla dinle

- daha fazla sus

- daha dikkatli bak

- daha çok oku

- kıymetini bilmeseler de daha çok gül (:

- bazı insanları/durumları
illa seveceksen hobi olarak sev.

- sevgi test edilebilecek bir şey değil,
yaptırma öyle şeyler kendine,
yazık..

- hayatının en güzel senelerini boşa harcama.
sonunda bi dolu şey istediğin gibi olmayacak.
çok güzel günler de göreceksin
ama dünya üzerinde en çok güvendiğin insan
seni bir anda yalnız da bırakabilir.
üzülme, bir şekilde atlatılıyor ama kolay değil.
fırsatın varsa kaç bence.

- bol bol hata yap

- öl. zaman geçtikçe zorlaşıyo çünkü.



17.3.13 22 yorum

ikea'da at eti çıktı, biliyosundur okuyucu.

 
aslında daha önceden fark etmemiz lazımdı,
uyanık olmayı beceremiyoruz bak.


 bu björk sehpayı kaç kere gördüm,
kimbilir siz kaç kere gördünüz,
hiç aklımıza geldi mi
olm bu atın geri kalanı nerde diye sormak?

yok.
sonra vay efendim at eti çıkmış
yediğimiz köfteler nolcamış.





18 yorum

bloglovin'e geçmek lazım..






google reader temmuz'da kapatılacakmış.
ne istediniz bizden?!
eğer bloglovin'de mutlu olamazsak,
beeğn yaşar ustaa
bugüne kadar bir karıncayı incitmemiş yaşar usta,
hiç düşünmem çeker vururum sizi.
tamam mı?!

hala geçmemiş olanlar için
uyarayım,
yedekte dursun.

halbuse biz böyle ne kadar mutluyduk..

ben burdayım(:


17 yorum

en sevdiği mevsim sarı sonbahar olanlar için


demin oturdum düşündüm
(evet, bazen bunu yaparım)
işaret dili öğrensem diye.
nerden aklıma geldi bilmiyorum ama
çok istiyorum okuyucu..

sonra işaret dilini düşünürken
gözümün önüne candan erçetin'in
onlar yanlış biliyor klibi geldi.

8 yaşındayım,
candan, çapkın albümünü yeni çıkarmış.
babamın en sevdiği.
böyle döndürüp döndürüp dinliyoruz,
her aşk bitermiş, geri dönemem,
kaybettik biz..

şimdi dinlesem yeni yapılmış sandıracak kadar iyiler.

bi onlar yanlış biliyor'un klibi var o zamandan kalma
gözümün önünde,
bi de otobüste dünyada ölümden başkası yalan.

ha bi de seden gürel'in
koskoca beyaz şapkalı bi klibi var,
ama şarkıyı şimdi hatırlayamadım.

 neyse,
gripin yine nefis coverlarından birini yapmış,
onlar yanlış biliyor, bu benim suçum demiş.
çok iyi olmuş
çok da güzel iyi olmuş taam mı?


ben candan erçetin, kalın kaşları,
siyah saçları, üst üste kıyafetleri
olmadan izlemem dersen buyur;


 evet.
onlar, yanlış, kader oyunu, bu benim suçum
kelimelerini öğrendim.
geriye az bişey kaldı.

bi de neden işaret dili kullanmış acaba..
sözle anlattım anlamadınız
bi de böyle deneyeyim mi demiş?



15.3.13 10 yorum

yepyeni du it yorselv projeleriyle karşındayım okuyucu!

dünya murphy kanunlarına dayalı.
ebet.
biliyorum.

hastaysan,
kollunu kıpırdatmayacak haldeysen
gözünün önüne milyon tane diy projesi gelir;
keşke hepsini yapsam
ya iyileşince hemen yapayım tamam mı falan dersin.

sonra beynin onları bi sonraki hastalığa kadar
rafa kaldırır.
çünkü iyileşince bi tanesi bile aklına gelmez.

artık yatarken insan etrafa boş boş bakıp
bişiy yaparım ki ben bunla mı diyo;
yoksa iyiyken de o kadar boş vakti var mı sanıyo
bilmiyorum ama
şu insan beyni bi garip.
hatta vapurlardan bile.

 ben şimdi not edeyim;
kessin iyileşince yapıcam bu sefer.





 
 
;