31.12.12 8 yorum

uyandım. saat üç, dört, beş bana hiç farketmez..

saat üç.
 playlistinde gripin'den üç çalmaya başlar.
 
 
ayaktasın.
uyku tutmamış,
ve beyazlar üstüne kara kara yazmaktasındır.
böyle şeyler sadece kara kara yazılır zaten..
 
"sözle sahteymiş, çek kendini adım adım" der.
ukala ukala, yine bir gripin şarkısıyla cevap verirsin;
"kolay mı sandın? kolay olsaydı sen yapardın."
 
 devam eder;
"yüzler belliymiş, yağmurlarda aradığın,
bulamadığın.."
 
böyle nasıl bir nefessizlik hali,
nasıl bir içine oturma,
gözlerin dolmasını müteakkip burnun sızlaması,
allahım ben neden uyuyamıyorum sorusu,
peki ne olacak kaygısı,
peki ne oldu da böyle oldu sorunsalı..

sen hikayesini baştan anlatmaya üşenen,
nefesini geçmişle yoransındır.
 
"acı besler, uyandırır boşvermiş bünyeyi" der.
anlarsın.

saat üçü tüketir,
dört başlar.


"bir şarkıya takılmışsan,
üstüne çökmüşse sözleri, yanında hüzün..
ruhuna ucundan dokunmuşsa,
kararmışsa gün gibi aydınlık yüzün.."
 
ağlamak beklemekten çok kolaydır.
herşeyi unutup uyumak istersin,
rüyalarına sığınmayı seçersin.
gripin seni anlatmaya devam eder.

"görmüyor musun?
kabuk bağlamıyor kanattığın hiç bir yaran.
hiç bir zaman geri dönmüyor kaybettiğin onca insan.
saat dört olmuş
arıyorsun çaresini hüznün kederin
acıdan başka dermanı yok ki boşvermiş bünyenin"
 
nakaratı dört kez tekrarlar.
sonra susar.
2 dakika 20 saniye.
 beyninde bu sözler döner, döner, döner, döner..

toparlanamazsın.
sonra bi dört kez de sözler olmadan çalar.
bittiğinde sen, eski sen değilsindir.
dört kez, dört yüz kez,
dört milyon kez değişmişsindir.
sadece acın yerli yerinde durur.
 
 
birazdan saat beş olacak.
şarkıda olduğu gibi güzel girecek,
tamam artık geçti der gibi yapacak sanıyosun dimi?
yeni gün, yeni belkiler, yeni umutlar verecek.
hayır.
 
üç öldürdü, dört parçaladı.
 beş gömecek.
 
senin hayattan bir beklentin vardı.
sadece bir.
yazıyla kısa, rakamla zayıf.
 
bütün hayatı parmak hesabıyla dört işlemden ibaret olandın.
ömründen saatler eksildikçe, gelecek kaygısı artan.
umutlarını,
anlattıkça duvarlara çarpa çarpa bölen.
 
uyandın.
saat üç, dört, beş sana hiç farketmez..
sen umutlarından birini seçip
kalanların hepsini hepsini hep kaybedendin.
 
 
sen boşvermiş bünyeydin.
şimdi tekrarlıyorsun
"görmüyor musun
kabuk bağlamıyor kanattığın hiç bir yaran
hiç bir zaman geri dönmüyor
kaybettiğin onca insan
saat dört olmuş arıyorsun çaresini; hüznün, kederin
acıdan başka dermanı yok ki boşvermiş bünyenin.."
belki sabaha kadar..



2 yorum

iki dev adamdan adam gibi yeni yıl dilekleri. yok öyle peace world falan.

+yeni yılda güzel şeyler olsun istiyoruz.
fakirlerin üstüne kar yağmasın,
öğrenciler mutlu olsun
öğretmenler atansın.
bu savaşlar falan bitsin.
-ölmek bitsin diyelim mi
+ölmek olmasın
-ölmenin şeyi gelsin
+herkes sırasıyla gitsin falan
-hayır ölüm toptan bitsin yani
+fazla mı oldu?
-abartı oldu.
ölmek bitsin, köprünün ışıkları yanmasın.
+ya da sık değişmesin
-sık değişmeden sabit bi renk olsun
+evet
-ölmek bitsin, köprünün ışıkları sabit kalsın,
bi de fakirlerin üstüne kar yağmasın
bi de ekmeğin rengi değişmesin.
bence değişmesin.
ekmek beyazdır abi.
+fiyatı da değişmesin
-fiyatı da değişmesin rengi de değişmesin.
+tamam.
-bundan güzel barış falan orlara girmiyoruz zaten.
güzellik yarışmasında değiliz sonuçta.
+birbirimize saygı gösterelim,
sevmeye gayret edelim,
saygı için gayrete gerek yok yani herkes
gayret etmeden düzgün saygı göstersin.
-görüyosun dimi yani
bişeyi çözünce herşey çözülüyo..




4 yorum

daha renkli bi hayatımız olsa, gitmez miydi?


yok.
giden gidiyo.
ne kadar renkli olursan ol.
üstelik bazen sadece karanlığa..




30.12.12 8 yorum

tavuğa çikolata yedirsek kinder surprise yumurtlar mı?


değişmeyen değişmiyo.
tavuğa çikolata yedirsek
kinder surprise yumurtlar mı?
yok.

o zaman napıcaksın sıkmicaksın canını.
daha kararlı olucaksın.
sadece kendinle ilgili kararlar vermek zorunda kalsan da.

en nihayetinde %70'i su bu insanın,
az daha kassa karpuz olucakmış zaten.



1 yorum

her güne bir yağmur şarkısı -11- elephant woman - blonde redhead

"parçalamamız için beş dakka ver,
sonra ister gözlerini bi noktaya dik
saatlerce bak,
ister nefesini tut saatlerce alma."
 

Lay me down on the ground, softly softly..





27.12.12 50 yorum

hadi bloggerlar etkinliğe!

uzun zamandır bloggerda
şöyle bol katılımlı bi etkinlik yapılmamıştı,
ya da yaptılar bana duyurmadılar
hemen atlamayayım katılmayayım diye(:

yeni etkinliğimiz,
bana ayakkabını göster!

ister dolabında olsun,
ister ayağında,
ister başka bi yerde.

fotoğrafını çekiyosun;
linkini veya
smaselcuk@hotmail.com'a meyille
resmini gönderiyosun.

ben yayınlıyorum,
istersen o arada blog tanıtımını da yapıyorum.
bizimlasın veya bizimla deyılsın diyorum.

şaka be olur mu öyle şey(:

27 Ocak'ta random.org'la
katılanlar arasından bi talihli seçiyorum.
sonra da ona hediyesini gönderiyorum(:

ben başlayayım, dolabımla

hayde bakalım!

PS: adsız olarak da katılabilirsin okuyucu,
unutma.

 
21 yorum

unut demeek dile kolaay ateş düştüğü yeri yakaar

sene 99 yazı.
9 yaşındayım.
 
eskişehir'deyim.
merkezinde değil, küçük bi kasaba.

taso var, salçalı ekmek var,
soslu mısır yeni icat edilmiş.

hani en teknolojik ürünü traktör olan,
çocukların sadece tarlaya giderek eğlendiği yerler vardır;
haftasonları çerçi arabası gelir,
iğneden bayramlığa kadar herşeyi satan.

kadınlar sokaklara kazan kurup
salça kaynatır, pekmez yapar.
evlerin damına patlıcan biber serilir.
işte tam öyle bi yer sarıcakaya.

vaktiyle babaannemlerin bi kiracısı varmış
köyleri orasıymış. onlar gidince
bizimkiler de gidip onların evinin yanında
kocaman bi ev almış.
çiftlik gibi böyle.
 biz istanbulda iğne ucu kadarız,
ama oraya gittiğimizde istanbullularız.

dedem de hulusi kentmen gibi adam.
kışları biz istanbul'dayken
köylü eve bakıyo, boyasını yapıyo,
bahçeyi suluyo.
sürekli ellerinde bi kutu süt
veya kesme şeker, misafirliğe geliyolar.

 kadınlar, çocuklar tek tip.
biz istanbul'dayken en lüks yerlerden kıyafetleri alınan çocuklarız.
 bi giydiğimizi bi daha giymiyoruz.

ilk tayt bende var,
ilk kot mini etek, ilk bustiyer.
annemle sokağa çıktığımda durdurup sevmeyen yok.
sırt çantalarım, ayakkabılarım, 
saç modellerim o biçim.

 ama eskişehir'e gidince,
babaannem diğer çocuklardan farklı olmayalım diye
her yaz başı birer şalvar diktiriyo.
sadece bir.

biz ki külotlu çorapları bile renk renk alınanlarız,
bütün yaz bi şalvar dikiliyo sadece.
ayağımıza da birer çift sabo terlik,
sabahtan akşama kadar sokaklarda dolanıyoruz.


ama ne kadar dikkat ederlerse etsinler,
yine de bi yerlerden patlak veriyo.
şalvarın altına patenlerimizi giyiyoruz,
bizim evde havuz var
köy çocukları donla giriyo, biz mayolarla.
ama çıkınca hepimiz bidonlardan yıkanıyoruz,
öğle uykusuna yatıyoruz, orası ayrı.
sadece başka rüyalar görüyoruz.
 

herşeyin ilkinin bizde olmasına çok alışmışız.
kızlar saçını don lastiğiyle bağlarken
bizim tokalarımıza imrenir,
onla kulağına ip takar biz altın küpe,
onlar çıplak ayak gezer, biz dantelli çorapla.
onlar doğru düzgün okumayı bilmez,
biz yanımızda kütüphane taşırız nerdeyse.


bi gün, dedemin yere yağlı boyayla çizdiği
sekseğin üstünde
(ki hala arka bahçede duruyo..)
çoluk çocuk zıplarken
ptt memurunun kızı ilknur elinde bişeyle geliyo.
bakıyorum, minyatür teyp gibi.

bizde onun büyüğü var.
ama bu çok sevimli.
bak diyo kulağıma takıyo
"unut demeeek dile kolaaay" diye
beynime beynime doluyo ses.

seksekte ben birinciyim ama
tüm çocuklar oyunu bırakıp ilknura gidiyo.
"aganın acık bana da takıve"
"nemiş kız nemiş", "ajansı da alıyo mu" diye etrafında dönüyolar.

bilgisayarım var, aterim var,
tetrisim var ama
ilk defa walkman görüyorum.
nasıl kıskanıyorum anlatamam..

ne dantelli çoraplarım,
ne kulağımdaki altın küpelerim,
ne hiç bi çocukta olmayan telefon kulübesi kartım..
hiçbiri umrumda değil.
benim walkmanim yok!

"neyse ya beni babannem çağırıyo
reçel kaynatçaktık biz" diyorum,
kimse umursamıyo tırıs tırıs eve giriyorum.

bütün gün kral tv karşısında
içinde "unut demek dile kolay" geçen şarkıyı bekliyorum.
deniz seki.
sürekli çıkıyo, ezberliyorum.

bi iki gün sonra
akşam sokakta çekirdek çitlerken söylüyorum,
bizde kasedi var ki ezberledim ben diyorum.

ama o zaman öğreniyorum,
hayatta herşeye sahip olunamayacağını.

elinde ne kadar güzel şeyler olursa olsun
başkasındakinin hep daha güzel göründüğünü.

sırf bu yüzden sende daha iyisi olsa bile
hep dışardakilere değer verildiğini.

insanların doyumsuz olduğunu,
"daha fazlasını iste"nin sadece bi reklam sloganı olmadığını.

neyse ki isteyen bi çocuk değildim,
bu yüzden benim hiç walkmanim olmadı.
ama bana çok şey öğretti..

hala her dinlediğimde
elimde beni mutlu edecek nelerin olduğunu
gözden geçiririm.
şarkı sözlerinin bununla zerre kadar
alakası olmasa da..

 
 






10 yorum

bu bahsi kapatalım lütfen kuzum.

kimbilir ne zaman çizmişim..
bu kadın gibi
ağzımı büzüp "bu bahsi kapatalım lütfen kuzum" diyip 
kirpiklerimi kırpıştıriyim ben,
imalı bir gülümsemeyle sesimi yükseltmeden.

ukalaca. 

sonra kapansın o konu,
insanlar teslimiyet halinde yüzüme bakıp
"elbette" desin.
 
ama ne zaman bu repliği kullanmak istesem
car car konuşuyorum,
konunun kapanmasına izin vermiyorum
ya da "tamam be çok konuşma" diye çirkefleşiyorum.

hiç türk filmi karakteri gibi olmuyo.
çaçaron cevriye teyzenin
birkaç beden küçüğü gibi oluyorum.

olmuyo, başa dönüyorum.
niye ki?

yok canım buna da benzemiyorum şimdi.
hakkımı yemiyim..




 
26.12.12 2 yorum

osmannaroter forki forki


hunilerini yidiğim(:



2 yorum

her güne bir yağmur şarkısı -10- piiz - vazgeç gönül

"sesini duyan yok..
bir yağmurun içinde
ateşböceği misali
bir yanıp
bir söndün.."

ama senin alışkın olduğun
zeynep dizdar sesinden değil.
piiz'den.

ki ben kendilerine bayılırım,
farkında mısın nerdoolduğumun der dururum ara sıra..


illa da bana klasik versiyonunu dinlet
yağmurlar altında zeynep dizdarı görmezsem
valla küser giderim diyosan;








12 yorum

bu çalışmamı tüm çikolataya muhtaçlara armağan ediyorum!

şu hayatta brownie olmasa,
çikolata olmasa, kakao olmasa;
hatta bizim fırın çalışmasa
elektrikler kesilse falan
şu an hiç mutlu olmazdım.
 
brownie'nin türkçe karşılığı ne yav o.O
ıslak kek diyenler mevcut da
tam ıslak değil, ne bileyim.
 
baktım canım bişeye sıkılıyo
(bakmadan anlayamıyorum, evet.)
attım kendimi mutfağa.
 
çırptım çıırptım karıştırdıım
kendimi onlaa yarıştırdııım diye
salak salak şarkı söyleyerek
kocca bi tepsi brownie yaptım.
üstüne bi de inşirah suresi okuyup üfledim
tadı güzel olsun diye.
nolucak benim bu her telden çalışım,
bilmiyorum okuyucu..
 
şimdi önümde tam olarak
şu gördüğün şekilde duruyo;
 

soldakinde bembeyaz,
saf, masum kalbimi simgeledim.
yemedin dimi?
ben de pek inanmadım nan..
 
sağdaki de adeta odun borusu,
soymuk borusu, odunsu gövde preparatı..

o bişey değil de,
böyle hislerimi yemeklere döküyorum ya;
hayal gücüm de kuvvetli.
kendimi dizginlemem lazım.
töbe töbe.
 
 
 
 
 
10 yorum

ahh ali atay ve son yılların en içe dokunur şarkısı..

içinde bi sıkıntı vardır.
kalp ağrısı gibi.
nefes alamamak gibi.
akciğerlerin göğsüne baskı yapması gibi.
 
sana ait olduğunu sandığın kalp
artık başkasında atıyodur.
ya da başkası için.
 
bilirsin ki;
kimi seçersen onu yaşarsın.
kimi beklersen onu ararsın,
kimi istersen onu bulursun yanında.. 

ya da bulamazsın.
tüm bildiklerin,
sadece senin isteklerindir.


halil sezai halt etmiş.
"gitmek istersen yol senin.."






25.12.12 10 yorum

oyy ne sevimli(:


yapılası,
değil mi okuyucu(: 




8 yorum

her güne bir yağmur şarkısı -9- placebo - english summer rain


ünlü bi türk düşünürü bu şarkıyı
"ben yerdeyim sen gökte,
düşüversen aşağı"
şeklinde çevirir(:

klibi en sempatik stop motionlardan,
placebo sevgim tartışılmaz.

bir de hayata slogan olacak
özlü söz barındırır ki içinde..

"hold your breath and count to ten,
and fall apart and start again"

tekrar coyi!



18 yorum

bkz: "hö?!"


bi afallamadım değil(:





23.12.12 29 yorum

klip değil illuminati ritüeli mübarek. katy perry, kanye west, e.t., anuket..


 nağber?

şimdi yine illuminatiyle kafayı mı bozdun deme.
bi oku.
konu, keti peri'nin şimdilerde herkesin dilinde olan
kis mi, kikikis mi şarkısının klibi.


illuminati'nin,
şeytana tapma ritüellerini
basın ve yayının pek çok organı vasıtasıyla
gözümüze gözümüze soktuğunu biliyoruz.
peki her gün izlediklerimizin
bu ritüelleri içerdiğinin ne kadar farkındayız?

dicen ki sen her gün katy perry mi izliyosun mal.
yok, o kadar değil.

önce klibi mi izlemek istersin?
ya da önce oku, en sonda izlersin.

 anuket'le başlayalım.

 illuminati,
öğretilerinin pek çoğunu eski mısır'dan alıyo.
anuket de ceylanlarla temsil edilen,
kafasındaki tacıyla da bilinen,
pembe göz kapaklarıyla
mısırlılara şifa dağıttığına inanılan tanrıça.


illuminati'nin geleneksel ritüellerinin
hayvanlarla ilişkiye girme kısmı,
bu klipte oldukça iyi işlenmiş.

keti peri anuket'i canlandırmış,
şeytana tapma ritüellerini adım adım gerçekleştirmiş.
anuket'i temsil eden pembe gözler, taç,
en önemlisi de klibin içine aniden dalıp
ne ayak olduğu anlaşılamayan ceylan.


 klip, çöplük haline gelmiş bi dünyada başlıyo.

yığınların ortasındaki cismin üstünde
bir şeytan silüeti görüyoruz.


klip boyunca gelişen olaylar sonucunda
bu silüet canlanıp
adama dönüyo.
tabi biz o sırada klibe
oy anam bu nemiş ki diye bakmakla meşgulüz;
onun başta şeytan olduğunu unutuyoruz.

katyciğim gidip kendisine hayat veriyo,
mısır tanrıçası anuket haliyle


sonra ışıklar içindeki
ne idüğü belirsizle
aşk yaşamaya başlıyo.


birlikte,
illuminati'nin her halta sokuşturduğu
horus'un güneşine gidiyolar.
(horus da şeytanın hizmetkarlarının tapındığı
eski mısır tanrısı)

çok karışık dimi nan?
işte bu kadar kafamız karışmasın diye
olayı basite indirgiyolar iyice.
ola ki katy'nin anuketle bağlantısını kuramayız diye
katy'yi ceylan bacaklı göstermekten
geri kalmıyolar.
ve diğer anlatım biçimleri..


anuketle şeytanın
mutlu sona ulaşmasını
"oov ne elit bi klip"
edasıyla izleyip hazmettikten sonra,
diğer subliminallere geçiyorum.

göz şeklinde uzay mekiği,
içinden çıkan uzaylı,
oy klipte biyoloji gördüm diye
sevindirmeye yarayacak dna.
ne işe yaradıkları belirsiz.

 illuminati'nin sembolü olan
sürüngen gözleri,
anuket'te.


klip boyunca
henüz beynin ne köşesine hitap ettiğini çözemediğim,
bolca subliminal dolu.

ekstra cinsel içeriklileri görmezden gelirsek;
bombalar, hayvanların savaşı,
parçalanan ceylanlar, kiraz(!),
kanlı bebekler,
böcekler pislikler..


bi dolu cinsel mesaj,
her zamanki gibi herşeyi izleyen gözler,
 ve müzik eşliğinde
uzaydan gelen, şeytana tapan,
eski mısır kaynaklı insanların
bi ritüelini daha izlemiş oluyoruz.
ya birileri bi haltlar çevirirken
bizi bunlarla oyalıyo,
ya bu haltları çevirirken
iyice normal saymamızı sağlamaya çalışıyo,
ya da sadece farketmemizi sağlamak
ve beynimizi çalıştırmak için
böyle şeyler üretiyo.
sırf daha zeki toplumlar olalım diye.
bugün çok iyimserim, ebet.


8 yorum

her güne bir yağmur şarkısı -8- jose feliciano - rain


oyyy..
huzur gibi.

yağmur altında dinlenmesi gereken
en birinci şarkı.

jose feliciano da
dünyanın en iyi gitaristlerinden biri.
görmek için değil,
duymak için yaratılmış.




8 yorum

mim - kitap gokkuşağı kulesi

selam coyiler.
naber?

nesrin beni asırlar önce mimlemişti,
kitaplarından bi gökkuşağı yap da
altından geçelim
dünyaya bi de erkek gözüyle bakalım diye.

asırlar sonra fırsat bulabildim de
(kitaplarımı toplamasam bi sene deha beklerdi:)
yapabildim.
rafların tozlu, güneş görmeyen
arka kısımlarında
daha kimbilir neler vardı da
üşengecin gökkuşağı ancak bu kadar..



yukardan aşağıya sıralıyorum;

da vinci şifresi - dan brown
ölümcül - michael palmer
60lar hikaye 70ler terane 80ler Şahane - muharrem kaşıtoğlu
sofie'nin dünyası - jostein gaarder
umuda yolculuk - kim gruenenfelder
elif şafak - aşk
 yeniden gıda raporu (bu renge ihtiyacım vardı)
 şimdi sen gidecen ya,
cehennemin dibine git - erdal demirkıran
the exorcist - william peter blatty
şaşırtan varsayım - francis crick
   kanatlı süvarinin anıları - hulusi üstün
yalancı tanıklar kahvesi - vedat türkali
bahçıvan - john le carre
kemikten dağ - elliot pattison
niçe ağladığında - irvin d. yalom
 hurin'in çocukları - tolkien!
 yasmin - eli amir
siyah - ted dekker
  kurbağa prens - jane porter
 küçük aptalın büyük dünyası - pucca
mükemmel cinayetler - julien salmon
 devr-i tayyip - dr. tamer tahir kumkale
kasaba - richard russo


okuyan herkesi mimledim.
bakalım sizin elinizde neler var..
hadi bakalım(:

bu arada,
bana gökkuşağının renklerini hatırlatan
şemsiyeme de burdan saygılarımı sunarım.


bana kalsaydı,
grilerden siyahlardan
ve yine grilerden oluşan bi gökkuşağı
kulesiyle karşılaşırdın..



 
23 yorum

puantiyeli, kalpli, desenli, ne idüğü belirsiz kurabiye nasıl yapılır?

bir nasıl yapılır projesiyle daha
karşınızdayım sayın okuyucu.
yakında diskavıri çenılda
 hav ken yu du it programı yapmayı planlıyorum.
bi iki cv gönderdim ama
sanırım çok yoğunlar,
daha kimse dönmedi.

desenli kurabiye nasıl yapılır?
ama bundan daha önemli bi soru var;
puantiyeli kurabiye neden yapılır?!

hiç bi fikrim yok.
mutfağa meyyalim
vallahi sıkıntıdan..


şöyle oluyo,
kurabiye hamurundan bi parçacık ayırıyoruz
üstüne kürdan yardımıyla gıda boyamızı sürüyoruz.
o arada tezgaha bakmıyoruz okuyucu.
ne pis çalışmış her yer un
ıyy falan demiyoruz.
hayır.
bunu yaparsak kurabiyelerimiz hiç güzel olmaz.


sonra boyayı hamura yedirip
kırmızı minik puantiye mi yaparsın artık
benim gibi kalp mi yaparsın bilemem
kafamıza göre ayırdığımız parçaları
açtığımız normal hamurun üstüne koyuyoruz.


üzerlerinden azıcık merdaneyle bastırıyoruz ki
öyle kurbağa gözü gibi
pörtlek pörtlek kalmasınlar.

sonra da pişiriyoruz.
(ama bak ne dicem;
kurabiyelerin şekli bozulmadan
her yeri eşit kabararak pişmesini istiyosan
kalıpla kesmeden önce kalıbı
şöyle hafifçe bi una batır.)

ne işimize yaradığı tam olarak belli olmayan
şu sonucu elde ettiysek
vücudumuzu kalori bombardımanına tutabiliriz demektir.


ek olarak,
boyalı hamurun renginin pişerken
biraz daha koyulaştığını unutmamakta fayda var.
ayrıca jel gıda boyaları çok daha kullanışlı.
eyyorlamam bu kadar.
afiyet olsun.
(bkz: emine beder gülüşü ve işkembe şeklindeki bone)






 
;